Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’deki yargılanması, yalnızca bir siyasetçinin hukuki durumuyla sınırlı değildir. Bu süreç, Türkiye’de hukuk devletinin işleyişi, muhalefetin demokratik alandaki yeri ve seçmen iradesine duyulan saygı açısından da önem taşıyor.
İmamoğlu’nun kendisini özgürce savunabilmesi, suçlamalara karşı delillerini sunabilmesi ve adil yargılanma güvencelerinden yararlanabilmesi temel bir hukuk gereğidir. Suçlamalar ne kadar ağır olursa olsun, savunma hakkı tartışmaya açılamaz.
Anayasa’nın 36. maddesi adil yargılanma hakkını, 38. maddesi masumiyet karinesini güvence altına alıyor. Suçlamalar kamuoyundaki tartışmalarla yapılmamalı somut delillerle değerlendirilmelidir. Savunmanın delillere erişmesi, iddiaları sorgulaması ve karşı kanıt sunması için gerekli olanaklar sağlanmalıdır.
İmamoğlu, yargılamanın siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunuyor. Bu iddia somut olgular üzerinden değerlendirilmelidir. Yargı bağımsızlığına ilişkin kuşkuların giderilmesi, şeffaf ve gerekçeli kararlarla kamuoyunun güveninin korunması açısından önemlidir.
Seçilmiş olmak kimseyi hukukun üstüne çıkarmaz. Ancak muhalefetin siyasi temsil hakkı da hukuki güvenceler tartışılırken göz ardı edilemez. Hukuk, iktidarı da muhalefeti de aynı kurallara bağlamalı; siyasi rekabetin aracı olduğu kuşkusundan uzak tutulmalıdır.
İmamoğlu’nun etkili savunma hakkını kullanabilmesi, suçlamalar hakkında peşin hüküm vermek anlamına gelmez. Tam tersine, adaletin ancak iddiaların ve karşı kanıtların birlikte değerlendirildiği bir süreçte tecelli edebileceğini kabul etmektir.
Bu nedenle Silivri’deki yargılama, delillerin nasıl değerlendirildiği, savunma hakkının ne ölçüde korunduğu ve kararın hangi hukuki gerekçelere dayandığı üzerinden izlenmelidir.
İmamoğlu’nun savunma hakkını korumak, bir siyasetçiye ayrıcalık tanımak anlamına gelmez. Bu herkes için geçerli olması gereken hukuk güvencesine sahip çıkmaktır. Demokrasi, seçmen iradesine saygının ve adil yargılanma hakkının birlikte korunduğu yerde güçlenir
TRABZON’DAN TÜM TÜRKİYE’YE