Şanlıurfa ve Kahramanmaraş…
İki şehir, iki ayrı okul, ama aynı utanç.
Aynı sessizlik. Aynı ihmalkârlık. Aynı acı.
Okul dediğimiz yer nedir?
Bir çocuğun kendini güvende hissettiği, hayata hazırlandığı, korkularını değil umutlarını büyüttüğü yerdir.
Ama bugün o sıralarda korku var.
Bugün o koridorlarda adalet yok.
Çocuklar…
Evet, çocuklar!
Henüz hayatın ne olduğunu bile tam öğrenememiş, geleceğe tertemiz bakması gereken o çocuklar…
Ya ihmalin kurbanı oluyor, ya şiddetin ortasında kalıyor, ya da görmezden geliniyor.
Ve biz ne yapıyoruz?
Bir süre konuşup unutuyoruz.
Asıl Suç Sessizliktir
Bu olayların ardından herkes topu bir başkasına atıyor.
“Okul yönetimi sorumlu”, “veliler ilgisiz”, “sistem aksıyor”…
Hayır!
Hepimiz sorumluyuz.
Çünkü bir çocuk okulda zarar görüyorsa,
orada sadece bir idari zafiyet yoktur—
orada toplumun çöküşü vardır.
Bir öğretmen görmezden geliyorsa, suçludur.
Bir yönetici üstünü kapatıyorsa, suçludur.
Bir yetkili önlem almıyorsa, suçludur.
Ama en tehlikelisi:
Bunları görüp susan herkes de bu suçun ortağıdır.
Eğitim Sistemi mi, İhmal Sistemi mi?
Yıllardır “eğitim reformu” diyoruz.
Ama ortada reform değil, erozyon var.
Disiplin yok.
Denetim yok.
Sorumluluk yok.
Ama acı var.
Gözyaşı var.
Ve giderek büyüyen bir güvensizlik var.
Aileler çocuklarını okula gönderirken artık içleri rahat değilse,
orada bir şeyler çoktan bitmiştir.
Bu Yazı Bir İsyandır
Bu bir köşe yazısı değil.
Bu bir isyan.
Çünkü artık yeter!
Bir çocuğun daha zarar görmesine tahammül yok.
Bir olayın daha “münferit” diye geçiştirilmesine sabır yok.
Buradan açıkça soruyorum:
Bu ülkede çocukları koruyamıyorsak, neyi koruyoruz?
Unutmayın:
Bir toplumun gerçek yüzü, çocuklarına nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Ve bugün o yüz…
Ne yazık ki karanlık.
Ama bu karanlığı kabul etmek zorunda değiliz.
Ses çıkarırsak değişir.
Hesap sorarsak değişir.
Susmazsak değişir.
Aksi halde yarın, bugün yaşananlardan daha ağırını konuşuruz.