61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

2002’DEN 2026’YA: MİLLİ TAKIMIN KULVAR DEĞİŞTİRME ZAMANI « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Akademisyen ve Yazar | KTÜ | Üst Klasman Temsilcisi | Bilim, spor ve fikirler paylaşılır

Prof. Dr. Ömer DALMAN (Karadeniz Teknik Üniversitesi)

2002’DEN 2026’YA: MİLLİ TAKIMIN KULVAR DEĞİŞTİRME ZAMANI

2002’DEN 2026’YA: MİLLİ TAKIMIN KULVAR DEĞİŞTİRME ZAMANI
Son Güncelleme :

14 Haziran 2026 - 21:49

47 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

2002’DEN 2026’YA: MİLLİ TAKIMIN KULVAR DEĞİŞTİRME ZAMANI

Dün Avustralya maçı öncesinde şunu yazmıştım:

“Belki yıldız oyuncuları fazla değil ama turnuva oynamayı biliyorlar. Mücadele güçleri yüksek, kolay teslim olmayan bir karakterleri var. Böyle takımlar bazen büyük yıldızlardan daha tehlikeli olabilir.”

Ne yazık ki sahada gördüklerimiz tam da bunu doğruladı.

Avustralya’nın bizden daha yetenekli olduğunu düşünmüyorum. Bireysel kaliteye bakarsanız Türkiye rakibinin önünde. Ama Dünya Kupaları sadece yetenekle kazanılmıyor. Disiplin, mücadele, karakter… Bunlar en az teknik kapasite kadar belirleyici. Sabah kalkıp ekran başına geçen, kalbi Milli Takımla atanların gördüğü tam da buydu.

Montella’nın maç planını anlamakta zorlandım açıkçası.

Avustralya’nın nasıl oynadığı sır değildi. Kanatları etkili kullanıyorlar, ikinci topları kovalıyorlar, fiziksel mücadeleden kaçmıyorlar. Buna rağmen Türkiye bu alanlarda üstünlük kuramadı. İlk plan işlemeyince müdahale de geç geldi.

Teknik direktörlük sadece maç öncesi plan yapmak değildir. Bazen maçın içinde yeni bir hikâye yazmak gerekir. Türkiye bunu yapamadı. Her rakip farklıdır bu turnuvada, her maç ayrı bir hikâye ister.

Montella, ABD ve Paraguay için alternatif sistemler hazırlamalı. 60. dakikayı beklemek yerine, işlemediğini gördüğü anda değişikliğe gitmeli. Bunu yapmazsa tam bir hayal kırıklığı yaşarız, yine aynı şeyleri konuşuruz.

Arda Güler tam bir yetenek. Ama büyük oyuncu sadece güzel pas atan değildir. Takımın daraldığı anlarda ne yaptığına bakarım ben. Bunu dün Arda’da görmedim.

Hakan Çalhanoğlu’nun kalitesine lafım yok. Ama rakip mücadeleyi ele geçirdiğinde ortalığı toparlaması gerekirdi. Daha fazla liderlik beklenirdi ondan.

Barış Alper yine koştu, yine enerjisini koydu. Ama üst düzey futbol sadece koşmak değil. Son tercihler, karar kalitesi… İşte orada sıkıntı yaşıyoruz.

Forma, sahada karşılığını verene verilmeli. İsimlere değil, performansa bağlılık esas olmalı. Türk futbolunun bugün ihtiyacı olan bu.

Türkiye yıllardır gerçek bir 9 numara arıyor, bu arayış hâlâ devam ediyor. Topa sahip oluyoruz, üretiyoruz, ceza sahası çevresine kadar geliyoruz. Ama son vuruşlarda kalite yok.

Peki Montella bu eksiklik için ne yaptı? Asıl soru bu.

Haftalarca hazırlık dönemi vardı, kamptaydılar. Alternatif forvet opsiyonları denenebilirdi. Ama sahada gördüğümüz sistem, Kerem’i 9 numara gibi oynatmaya çalıştıkları bir sistemdi.

Oysa Kerem doğal bir santrfor değil. Kanat oyuncusu. Hızını ve çalımını kullanarak bindirme yapacak, içe kat edip şut açısı arayacak. Onu ceza sahasına hapsettiğinizde bütün özellikleri sönüyor.

Montella’nın elinde başka seçenekler de vardı. Kenan Yıldız’ı ileri uçta deneyebilirdi. Deniz Gül kadrodaki en doğal santrfor profili. Ama Montella bu çocuğu turnuvaya hazırlayamadı, süre vermedi, güvenmedi. Barış Alper’in fizik gücüyle merkezde oynatılması denenebilirdi. Ama hiçbiri yapılmadı.

Sonuç mu? 90 dakika boyunca ceza sahasında varlık gösteremeyen, rakip savunmayı meşgul edemeyen, hava toplarında etkisiz kalan bir hücum hattı izledik.

Kerem Aktürkoğlu, Avustralya maçı için doğru tercih değildi.

Avustralya fizik gücü yüksek bir takım, hava toplarında etkililer, kapanıyorlar. Kerem’in hız ve çalım özellikleri boş alan bulamadığında tıkanıyor.

Merih Demiral’ın kafa pasıyla net bir pozisyon buldu, kaleciyle karşı karşıya kaldı. Ama gole çeviremedi. Büyük turnuvalarda fark yaratan anlar işte bunlardır. Yarım fırsatları gole çevirebilen takımlar bir üst tura çıkar.

Montella’nın en büyük hatası şu: Bu senaryoyu öngörüp alternatif bir plan hazırlamaması. Rakibe göre doğru oyuncuyu, doğru yerde kullanmak gerekir. Avustralya’ya karşı ceza sahasında fizik varlık gösterebilecek bir forvet şarttı. Montella bunu yapmadı.

Paraguay maçı farklı olabilir.

Paraguay sert oynar ama kapanmaz. Adam adama oynar. Kerem’in çalım yeteneği ve dar alanda sıyrılma becerisi bu maçta işe yarayabilir. Alan bulursa kilit adam olabilir.

ABD’ye karşı ise işler değişir.

ABD, turnuvanın en hızlı hücum kurgusuna sahip takımlarından biri. Fizik gücü yüksek, geçiş oyununu çok iyi oynuyor. Kerem’in savunma katkısı bu rakibe karşı sorun yaratabilir. Onu ilk 11 yerine, oyunun kırılma anlarında hamle oyuncusu olarak düşünmek daha akıllıca.

Unutmamak lazım: Dünya Kupaları’nda bazen tek bir pozisyon kaderinizi değiştirir. Rakip savunmayı meşgul eden, sırtı dönük oynayabilen, hava toplarında etkili bir santrfor büyük fark yaratır. Doğal bir golcümüz olmayınca hücumlarımız sonuçsuz kalıyor. Bu seviyede bedeli ağır oluyor.

Savunmaya gelince…

Turnuva öncesinde de yazmıştım, en büyük soru işaretim buydu. Endişem ilk ciddi sınavda kendini gösterdi. Yenilen gollerde adam paylaşımı, alan kontrolü… Hepsinde sorun vardı.

Stoper ikilisi artık netleşmeli. Sürekli rotasyon güven vermiyor. Kanat beklerinin savunma sorumluluğu artırılmalı. Bunlar yapılmazsa ABD ve Paraguay karşısında da aynı sorunları yaşarız.

Bu turnuvada kimsenin geçmişle yaşama lüksü yok. Sahada karşılığını veremiyorsa eleştirilir, yeri sorgulanır. Milli takım forması ayrıcalık değil, her maç yeniden hak edilmesi gereken bir sorumluluk.

Takımın yetenek sorunu yok. Belki de son yirmi yılın en yetenekli jenerasyonuna sahibiz. Ama işler kötü gitmeye başladığında vücut dilinin nasıl değiştiğini gördünüz mü?

Avustralya’nın ikinci golünden sonra geri dönüşe inanan bir takım göremedim sahada. Başlar düştü, tempo düştü, cesaret azaldı.

Büyük takımları büyük yapan, işler kötüye gittiğinde verdikleri tepkidir. Belki de bugün en çok özlediğimiz bu.

2002’deki takım kusursuz değildi. Ama sahada mücadeleden vazgeçmeyen, son düdüğe kadar savaşan bir karakter vardı. O takımın gücü ruhuydu.

Bugünkü jenerasyonun yeteneği daha yüksek olabilir. Ama aynı ruhu göstermek zorundalar.

Önümüzde iki final maçı var. ABD ve Paraguay.

Turnuva öncesinde bu gruptan çıkamamanın hayal kırıklığı olacağını söylemiştim. Hâlâ aynı fikirdeyim. Ama artık mesele sadece gruptan çıkmak değil.

Bu takım sahaya bir kimlik koymalı: Mücadele eden, pes etmeyen, hata yaptığında ayağa kalkabilen bir kimlik.

Dünya Kupaları sadece sonuçların değil, karakterlerin de yazıldığı turnuvalardır.

Ve Türk futbolunun bugün her şeyden önce buna ihtiyacı var.

Prof. Dr. Ömer DALMAN

YORUM YAP

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x