61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Madencilikte Yerlileşme Miti. Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Madencilikte Yerlileşme Miti. Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı

Madencilikte Yerlileşme Miti. Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı
Son Güncelleme :

09 Kasım 2025 - 14:32

181 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

**”Madencilikte Yerlileşme Miti”**

 

“Enerji Bakanlığı, yabancı yatırımcılar için İngilizce bir “Maden Yatırım Rehberi” hazırlayarak sitesinde yayımladı. Bu, ülkenin yeraltı zenginliklerini küresel sermayeye açan yeni bir kapıdır. Adını ister “yatırım rehberi” koyalım, ister “kalkınma planı”,özü aynıdır: sömürge madenciliği.”

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın İngilizce olarak hazırlayıp yayımladığı “Foreign Investors’ Guide for Mining in Türkiye” (Yabancı Yatırımcılar İçin Maden Yatırım Rehberi), devletin maden politikalarının özünü apaçık ortaya koyuyor.

Türkiye’nin toprağı, suyu, ormanı; uluslararası sermaye için güvenli, ucuz ve uzun vadeli bir maden sahasıdır.

 

Bu belge, diplomatik bir dille yazılmış bir çağrıdan çok, bir açık davettir. “Buyurun, kazın; ruhsat bizden, kar sizden.”

 

İşte bu yüzden, adına ne dersek diyelim , ister “yerlileşme”, ister “teknoloji transferi”, ister “yatırım kolaylığı” , bu düzenin özü sömürge madenciliğidir.

 

Rehberin kendi verileri açık. 2021 itibarıyla 171 yabancı ortaklı şirket, Türkiye’de 809 maden ruhsatına sahip.

 

Altın, gümüş, krom, bakır, kurşun, mermer, hatta çimento üretimi bile bu ruhsatların kapsamında.

 

Yabancı sermaye, yalnızca çıkarma hakkı değil, işleme ve yan ürün üretme teşvikiyle de destekleniyor.

 

Yeni ihale modeli bunu açıkça yazıyor:

 

“Yatırımcıların karı maksimize edilecektir.”

 

Yani maden bizim toprağımızda, ama kazanç onların kasasında.Bu, ulusal topraklarda küresel üretim zincirine eklemlenmenin resmidir.

 

Türkiye’nin yaklaşık 7.000 tonluk tahmini altın rezervi olduğu belirtiliyor. Ama bu rezervlerin büyük kısmı hala keşfedilmemiş. Keşfedilen kısmı ise Tethyan Metalojenik Kuşak üzerinde, dünyanın en zengin altın damarlarından biri.

 

Fakat gerçek şu, çıkarılan her ton altın, uluslararası tekellerin bilançosuna yazılıyor.Bizim payımıza düşen; zehirli atık havuzları, tarım arazileri üzerinde ağır metal kalıntıları, yerinden edilen köylüler ve iş cinayetleri.

 

Rehbere göre, Türkiye’de madencilikte devlet hakkı (royalty) oranı %1 ile %8 arasında.

Ama “teşvik” kapsamında bu oran daha da düşebiliyor. Üstelik KDV muafiyeti, vergi indirimi ve 5. bölge teşvikleri de cabası.

 

Bir şirket düşünün, Devletin toprağını kullanıyor, doğayı tahrip ediyor, suyu kirletiyor ama neredeyse hiçbir vergi ödemiyor. Bu, “yatırım” değil, resmileştirilmiş yağmadır. Adıda sömürge madenciliğidir. Kim ne derse desin.

 

Dahası, ruhsat iptali “çok zor”; süre ise Cumhurbaşkanı onayıyla 50 yıl ve üzerine çıkabiliyor.

 

Yani bu ülkenin yeraltı servetleri ( belki söylem tehlikeli ama iyi kavranması için böyle yazmak zorunda kaldım) torunlarımızın geleceğiyle birlikte yarım yüzyıllığına kiralanmış durumda.

 

Rehber, “Havadan Jeofizik Araştırma Projesi”yle tüm ülkenin maden haritalarının çıkarıldığını gururla anlatıyor.

 

1,3 milyon kilometre uçuş yapılmış, yüksek çözünürlüklü jeofizik veriler hazırlanmış.

Bu veriler “yatırımcılara açık olacak.”

 

Yani Türkiye’nin yeraltı damarlarının, ulusal güvenlikten çok uluslararası karlılığa hizmet ettiği bir çağdayız.

 

Üstelik MTA, artık sadece içeride değil; Sudan ve Özbekistan’da da bu haritaları çıkarıyor.

Yani devlet kurumu, küresel madencilik ağının taşeronu haline geliyor.

 

Rehbere göre Türkiye’de madencilik yapmak sekiz bürokratik adımda mümkün:

 

1. MAPEG’e başvuru,

2. Arama ve rezerv tahmini,

3. Üretim yöntemi planı,

4. İşletme ruhsatı,

5. Çevre izinleri,

6. Teknik nezaretçi ataması,

7. Sevkiyat fişi,

8. Üretim.

 

Ama bu sekiz adımda yerel halk yok.Köylünün, işçinin, doğanın sesi yok. Ve her şeyin sonunda “üretim”, yani “kar üretimi” var.

 

Bakanlık, “yerli aksam” ve “yerlileşme” sözcüklerini kullanıyor. Ama bu, üretim zincirinin yerlileşmesi değil, sermaye birikiminin yerlileştirilmesi anlamına geliyor. Yani kazma bizim elimizde, ama para başka ülkede sayılıyor.

 

Gerçek yerlileşme, kamu mülkiyeti, toplumsal denetim ve emekçilerin söz hakkı ile olur.

Bunlar yoksa, “yerlileşme” sadece yeni bir bağımlılık biçimidir.

 

Bu rehber, diplomatik bir belge değil; ülkenin damar damar satıldığı bir sözleşme taslağıdır.

Türkiye’nin dağları, ormanları, suları artık yatırım nesnesi haline getiriliyor.Ve her ruhsat, her teşvik, her “yerli üretim” cümlesi, bu ülkenin biraz daha sömürgeleştiğinin belgesidir.

 

Gerçek bağımsızlık, toprağın ve emeğin halkın elinde olduğu bir düzende mümkündür.

Aksi halde kazmayı biz vururuz, altını başkası taşır.

 

Dağlar susuyor, taşlar konuşuyor.Her taşın altında, kim için kazdığımızın cevabı saklı.

 

Bu bilgiler uydurma değil, inanmayan Enerji Bakanlığının sitesine bakabilir. Ama hala kalkınma diyenleri görüyor, duyuyorum.

 

Evet, haklılar. İşbirlikçiler, bu işe ön ayak olanlar harika kalkınıyor. Ya işçiler, emekçiler, köylüler, emekliler?

 

Onlar açlığa mahkum ediliyor. Onların, yani kurtuluşumuz kendi ellerimizde. Birlikte mücadele etmekte.

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x