TFF Başkanı Hacıosmanoğlu, Temsilciler Kurulu Başkan Vekili Ömer Demir’i de Disipline Sevk Eder mi?
*Bu yazı, Anayasa’nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında, kamu yararına yapıcı bir tartışma amacıyla kaleme alınmıştır. İfadeler yazarın kişisel görüşleridir ve karalama amacı taşımaz.
Türk futbolunun en temel krizlerinden biri olan mevcut bahis soruşturması, federasyon yönetiminde yaşanan derin bir çifte standardı ve ciddi bir yönetişim krizini tüm çıplaklığıyla ortaya koymuştur. TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun, geçmişte kendisi de ağır disiplin cezaları almış olmasına rağmen, konuyu yönetim kurulunda kapsamlı biçimde ele almadan, “evimizin önünü süpürüyoruz” söylemi altında seçici ve keyfi bir disiplin anlayışı benimsediği görülmektedir.
TFF Temsilciler Kurulu Başkan Vekili sıfatıyla Ömer Demir’in ise iddialara göre temsilcileri tek tek arayarak sorguladığı ve kamuoyuna isimlerin açıklanmaması gerekçesiyle istifaya zorladığı anlaşılmaktadır. Bu tutum, açık bir yetki aşımı olduğu kadar sistematik bir mobing uygulaması niteliği de taşımaktadır. Üstelik Demir, 2015 yılında İbrahim Hacıosmanoğlu ile birlikte hakemleri soyunma odasında alıkoyma fiili nedeniyle 12 ay hak mahrumiyeti cezası almış bir isimdir. Geçmişinde ağır bir disiplin cezası bulunan bir yöneticinin, başkalarını benzer ithamlarla baskı altına alması, çifte standardın en çarpıcı örneklerinden birini oluşturmaktadır.
Tüm bu yaşananlar, TFF’nin bugüne kadar en sorunsuz kurullarından biri olarak görülen Temsilciler Kurulu’nu kısa süre içinde en sorunlu kurullardan biri hâline getirmiştir. Sürecin yarattığı belirsizlik, temsilciler arasında ciddi bir endişe ve huzursuzluğa yol açmış; birçok temsilci, görevini sağlıklı biçimde yerine getiremeyecek bir psikolojik baskı altında kalmıştır.
Temsilcilerin Haklı Soruları ve Dayanakları
TFF’nin ve Temsilciler Kurulu’nun uyguladığı yöntemler, temsilcilerin haklı olduğu birçok soruyu beraberinde getirmektedir. Bu sorular ve hukuki dayanakları şu şekildedir:
1. “Hangi maçı manipüle etti?”
Temsilcilerin hiçbirine, bir maçın sonucunu değiştirmeye veya düzenlemeye yönelik resmi bir iddia yöneltilmemiş, bu yönde herhangi bir somut delil ortaya konulmamıştır. Temsilcilere yönelik baskının tek dayanağı, yasal bir spor bahis hesabına sahip olmalarıdır. Bu yaklaşım, TFF Disiplin Talimatı’nın temel ilkelerinden biri olan “kanıta dayalı yargılama” ilkesini açıkça ihlal etmektedir. Oysa disiplin talimatında öngörülen en ağır yaptırımlar (sürekli hak mahrumiyeti, lig düşürme gibi) yalnızca “maç sonucunu etkilemeye yönelik fiiller” için düzenlenmiştir.
2. “Hangi organize yapının içinde yer aldı?”
Mevcut bahis soruşturması, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla bireysel hesaplara ve kişisel bahis oynama eylemlerine odaklanmaktadır. Buna karşın, herhangi bir temsilci hakkında organize bir suç örgütüyle bağlantı kurulmasını gerektirecek tek bir somut olgu dahi ortaya konulmamıştır. Dolayısıyla temsilciler açısından şike teşebbüsü, kara para aklama veya organize suç gibi ağır suçlamalara dayanak oluşturabilecek herhangi bir iddia mevcut değildir.
3. “TFF’ye girişte bahis hesabınız var mı diye sorulmadı.”
Bu husus, temsilcilerin en güçlü ve en haklı itiraz noktasıdır. TFF, temsilcileri seçerken veya görevlendirirken hiçbir zaman “yasal bahis hesabınız var mı?” sorusunu bir ön koşul veya resmi yükümlülük olarak belirlememiştir. Aksine, yasal bahis sistemleri uzun yıllar boyunca dolaylı biçimde teşvik edilmiştir. Bu şartın sonradan, geriye dönük ve keyfi şekilde uygulanması hukuki güvenlik ilkesini açıkça zedelemektedir. Aynı kriter, 2024 yılında göreve gelen başkan ve yönetim kurulu üyeleri açısından ise hiç gündeme getirilmemiştir.
4. “TFF, yasal bahis şirketlerini sponsor olarak kabul ederken şimdi nasıl yasak getirebilir?”
Bu durum, çifte standardın en açık göstergelerinden biridir. TFF, 2022 yılında Sportradar ile beş yıllık bir anlaşma imzalayarak “Şeffaflık Tescil Teknolojisi” uygulamasını hayata geçirmiştir. Söz konusu şirket, küresel ölçekte bahis piyasasının en büyük veri sağlayıcılarından biridir. Buna karşın, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun “Hesap açmak suç değildir, aktif bahis oynamak suçtur” yönündeki açıklaması; sponsorluğu kabul edilen bu sistemler üzerinden yalnızca bahis hesabına sahip olan temsilcilere yönelik baskı ve yaptırımlarla açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Somut Örnekler: Özdemir ve Sarıkaya
Temsilciler Kurulu üyeleri olan emekli Emniyet Müdürü Haydar Özdemir ve Servet Sarıkaya’nın yaşadıkları, bu yönetim anlayışının somut örneklerini teşkil etmektedir.
Haydar Özdemir, kendi maçına bahis oynadığı ya da şikeye karıştığı için değil; bahis soruşturmasına ilişkin görüşlerini medyada dile getirdiği için TFF Etik Kurulu’na sevk edilmiştir. Savunmasında, programa TFF’den izin alarak katıldığını ve bu nedenle tebrik edildiğini belirtmesine rağmen, oy çokluğuyla dört ay hak mahrumiyeti cezası almış ve kurul dışına çıkarılmıştır.
Servet Sarıkaya ise Temsilciler Kurulu toplantısına katılmak üzere gittiği TFF binasının girişinde, “Emir var, sizi içeri alamayız” denilerek fiziki şekilde engellenmiştir. Kendisine toplantının iptal edildiği söylenmiş, bir sonraki toplantı tarihi hakkında ise bilgilendirilmeyeceği ima edilmiştir. Hakkında herhangi bir disiplin soruşturması ya da hukuki süreç işletilmeden yapılan bu uygulama, fiili ve keyfi bir görevden uzaklaştırma girişimi olarak değerlendirilmektedir.
Temsilciler Kurulu’nun yedek üyeleri belirlenmemişken, Özdemir ve Sarıkaya’nın yerine kimlerin ve hangi kriterlerle atanacağı belirsizliğini korumaktadır. Bu belirsizlik, “liyakat ve şeffaflık” yerine “yönetime yakınlık” ölçütünün esas alınacağı yönündeki endişeleri güçlendirmekte ve kamuoyunda haklı bir şüphe doğurmaktadır.
Sorunun temelinde soruşturmanın varlığı değil, uygulanışındaki eşitsizlik ve yargı sürecini sabote edebilecek nitelikteki tutumlar bulunmaktadır. Temsilciler Kurulu’nun uzun süredir toplanmaması ve birçok konuda süresi içinde karar alamaması da bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır.
İbrahim Hacıosmanoğlu’nun, devam eden bir adli soruşturma hakkında kamuoyu önünde “evimizin önünü süpürdük” şeklinde, henüz yargı kararı yokken suç sabitmiş izlenimi veren açıklamalar yapması; hem yargı sürecine saygısızlık hem de federasyonun tarafsızlığına zarar veren beyanlar niteliğindedir.
Benzer şekilde, Temsilciler Kurulu Başkan Vekili Ömer Demir’in, geçmişte ağır disiplin cezaları almış olmasına rağmen, temsilcilere yönelik istifa baskısı uygulayarak sistematik bir mobing sürecine başvurduğu görülmektedir. Bu baskının, yalnızca yasal bir bahis hesabına sahip olmayı adeta suç unsuruymuş gibi göstererek istifa talep edilmesine dayanması ise ayrıca düşündürücüdür. Bu yaklaşımın, eğer varsa yasa dışı bahis veya adli nitelik taşıyan daha ağır fiilleri perdeleme amacı mı taşıdığı, yoksa yönetime yaranma refleksiyle sergilenen hukuki temelden yoksun bir tutum mu olduğu anlaşılamamaktadır. Her iki ihtimal de kurumsal sorumluluk, şeffaflık ve hukuka bağlılık açısından son derece ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.
Ömer Demir’in bu eylemleri; yetki tecavüzü, usulsüz soruşturma yürütülmesi, mobing, çifte standart ve devam eden adli sürece müdahale riski başlıkları altında TFF Disiplin Talimatı kapsamında ciddi ihlaller olarak değerlendirilmelidir.
TFF’nin “temizlik” operasyonu, gösterişli açıklamalarla kamuoyunu yönlendiren; ancak üst yönetimi ve kendi geçmişini sorgulamaktan kaçınan, düzensiz ve keyfi bir sürece dönüşmüştür. Türk futbolunun şike ve bahis bataklığından gerçek anlamda kurtulabilmesi, ancak tüm süreçlerin şeffaf, adil, herkese eşit ve yukarıdan aşağıya uygulandığı kapsamlı bir yönetişim reformuyla mümkündür.
Bu reformun ilk adımı ise, hesap sorulacaksa bunun önce hesap verme makamında olanlardan başlamasıdır. Ömer Demir, yalnızca 2015 yılındaki disiplin cezası nedeniyle değil; mevcut süreçteki yetki aşımı ve mobing iddiaları nedeniyle de derhal TFF Disiplin Kurulu’na sevk edilmeli ve hesap vermelidir. Aksi hâlde bu operasyon, futbolu temizlemekten ziyade bir “gösteri” ve mevcut yönetimin kendi iktidarını tahkim etme aracı olarak anılacaktır.
DEVAM EDECEK…