61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

TFF’de Bu Bir Disiplin Süreci Değil, Hukuki İhlaller Zinciridir « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

TFF’de Bu Bir Disiplin Süreci Değil, Hukuki İhlaller Zinciridir

TFF’de Bu Bir Disiplin Süreci Değil, Hukuki İhlaller Zinciridir
Son Güncelleme :

22 Ocak 2026 - 19:27

457 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

TFF’de Bu Bir Disiplin Süreci Değil, Hukuki İhlaller Zinciridir

*Bu yazı, Anayasa’nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında, kamu yararına yapıcı bir tartışma amacıyla kaleme alınmıştır. İfadeler yazarın kişisel görüşleridir ve karalama amacı taşımaz.

 

Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF) 2025–2026 sezonunda yürüttüğü bahis operasyonu artık bir niyet, kararlılık ya da “futbolu koruma” iddiası üzerinden tartışılamaz. Bu süreç, açık ve sistematik biçimde bir hukuk ihlalleri meselesine dönüşmüştür. Federasyonun amacı ne olursa olsun, kullanılan yöntemler TFF Disiplin Talimatı’na, Anayasa’ya ve temel adalet ilkelerine aykırıdır. Karşımızda; hukuki güvencelerden arındırılmış, seri ve şablon kararlarla işleyen, kişiselleştirilmiş değerlendirmeden uzak bir yaptırım düzeni bulunmaktadır. Sorun, verilen cezaların sertliği değil; bu cezaların hangi usulle, hangi yetkiyle ve hangi hukuki temelle verildiğidir.

Bugün yanıtlanması gereken temel soru nettir: Bahisle mücadele adı altında yürütülen bu süreç hukuka uygun mudur? Mevcut tablo karşısında bu soruya “evet” demek ne hukuken ne de vicdanen mümkündür.

Disiplin hukukunun en temel ilkesi, her kişinin, her fiilin ve her delilin ayrı ayrı değerlendirilmesidir. Oysa TFF’nin kasım, aralık ve ocak aylarında yayımladığı sevk listeleri bunun tam tersini ortaya koymaktadır. Yüzlerce, hatta binin üzerinde kişinin tek listelerde, topluca ve “tedbirli” şekilde PFDK’ya sevk edilmesi, sürecin bireysel değil kitlesel bir mantıkla yürütüldüğünü açıkça göstermektedir. PFDK kararları incelendiğinde, farklı kişiler hakkında aynı gerekçelerin, aynı hukuki kalıplarla tekrarlandığı; kişisel durumlara, fiilin niteliğine ve savunmaların içeriğine özgü bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bu tablo, Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan cezaların şahsiliği ilkesinin açık ihlalidir. Toplu ve şablon kararlarla yürütülen bu tür süreçler, uluslararası hukukta da “adil ve etkili soruşturma” ölçütlerini karşılamamaktadır.

Savunma hakkı ise bu süreçte fiilen işlevsiz hâle getirilmiştir. Savunma hakkı, yalnızca yazılı bir metnin dosyaya eklenmesi değildir; o savunmanın okunması, değerlendirilmesi ve nihai kararda somut karşılık bulmasıdır. Ancak bu operasyonda savunmaların büyük ölçüde bir formaliteye indirgendiğine dair güçlü bir kanaat oluşmuştur. Federasyonun, Spor Toto’dan gelen ve içeriği, yöntemi ile doğruluğu kamuoyuna açıklanmayan istatistiklere neredeyse mutlak biçimde dayanarak karar verdiği; bireysel değerlendirme yapmaksızın toplu cezalar kestiği yönündeki eleştiriler bu kanaati daha da güçlendirmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca disiplin hukukuna değil, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesiyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkına da açıkça aykırıdır. Nitekim sevk dosyalarının bu denli kısa süreler içinde ve aynı gerekçelerle sonuçlandırılması, savunmaların gerçek anlamda incelenmediğini; kararların baştan verilmiş olduğu yönündeki kuşkuları haklı kılmaktadır.

Bu süreçte ihlal edilen bir diğer temel ilke masumiyet karinesidir. Henüz adli makamlarca haklarında kesinleşmiş bir tespit bulunmayan, hatta büyük bölümüne “şüpheli” sıfatı dahi verilmemiş kişiler, disiplin hukuku eliyle fiilen suçlu ilan edilmiştir. Anayasa’nın 38. maddesiyle güvence altına alınan masumiyet karinesi, yalnızca ceza yargılaması için değil, yaptırım doğuran tüm idari ve disiplin süreçleri için bağlayıcıdır. TFF’nin yaklaşımı, ispat yükünü idareden alıp bireyin üzerine yıkmakta; hukukun temel mantığını tersine çevirmektedir.

Sürecin bir diğer ağır sakatlığı, disiplin hukuku ile ceza hukukunun bilinçli biçimde birbirine karıştırılmasıdır. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen; şike, yasadışı bahis ve kara para aklama gibi çok daha ağır iddiaları içeren ceza soruşturmaları henüz sonuçlanmamışken, TFF’nin yalnızca yasal bahis sitelerine üyelik olgusunu esas alarak camianın geniş bir kesimine ceza yağdırması, üstelik bu kişilerin büyük bölümünün adli anlamda “şüpheli” dahi olmaması, süreci hukuken sakat bir zemine oturtmaktadır. Ceza hukukunda dahi kesinleşmemiş şüphelerin, disiplin hukukunda peşin hükme dönüştürülmesi kabul edilemez.

Anayasa Mahkemesi’nin TFF yetkilerine ilişkin yakın tarihli kararları da bu tabloyu doğrudan ilgilendirmektedir. AYM, federasyona tanınan belirsiz ve sınırları çizilmemiş yetkilerin keyfiliğe yol açabileceğini açıkça vurgulamış; kuralların belirli ve öngörülebilir olması gerektiğini ifade etmiştir. Buna rağmen, aynı nitelikte olduğu iddia edilen fiillere farklı kişiler açısından benzer ama gerekçesiz cezalar verilmesi, ölçülülük ilkesinin de ihlal edildiğini göstermektedir. Fiil ile ceza arasındaki adil denge tamamen kaybolmuştur. Disiplin yetkisi, bu hâliyle hukuki bir araç olmaktan çıkmış, keyfi bir yaptırım mekanizmasına dönüşmüştür.

Kamuoyuna yansıyan bilgiler ve yaygın iddialar, aynı konumda ve benzer durumda olan bazı kişilerin PFDK’ya hiç sevk edilmediği ya da sevk edilseler dahi ceza almadığı yönündedir. Bu tablo, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesini zedelemekte ve sürecin tarafsızlığına dair ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Kimin hangi kritere göre cezalandırıldığı, kimin korunduğu belirsizdir. Bu belirsizlik, idare hukukunda “yetki saptırması” olarak tanımlanan durumu da gündeme getirmektedir.

En önemlisi, ceza alan kişilerin hiçbirine bir müsabakanın sonucunu etkilemeye yönelik somut bir fiil isnat edilmemiş; bu yönde tek bir delil dahi ortaya konulmamıştır. Cezaların neredeyse tek dayanağı, yasal bir bahis hesabının varlığıdır. Oysa disiplin talimatında en ağır yaptırımlar açık biçimde “müsabaka sonucunu etkilemeye yönelik eylemler” için öngörülmüştür. Bu unsur yokken ağır hak mahrumiyetleri uygulanması, orantılılık ilkesinin açık ihlalidir.

Sürecin belki de en çarpıcı yönü, TFF Tahkim Kurulu’nun PFDK kararlarını neredeyse istisnasız ve oybirliğiyle onaylamasıdır. Anayasa’nın 59. maddesi uyarınca Tahkim Kurulu kararlarının kesin olması, bu kurulun bağımsız ve etkili denetim yapma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Tahkim’in bir “onay makamına” dönüşmesi, iç hukuk yolunu fiilen etkisiz hâle getirmekte ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkını ihlal etmektedir.

Sürecin en vahim yönlerinden biri şudur: Bahis faaliyetleriyle kurumsal sponsorluk ilişkisi açıkça bilinen kişi ve yapılara yönelik tek bir sevk dahi yoktur. Buna karşılık, belirli paydaşlar disiplin mekanizmasının doğrudan hedefi hâline getirilmiştir. Aynı fiil alanında yer alan aktörler arasında bu denli keskin bir ayrım yapılması, eşitlik ve tarafsızlık ilkelerinin bilinçli biçimde askıya alındığını göstermektedir. Hukuk, kimini koruyup kimini cezalandırmak için değil, benzer durumları aynı ölçütlerle değerlendirmek için vardır. Bahisle temas bu kadar geniş yorumlanıyorsa, sponsorluk boyutuna ulaşan alanların sistematik biçimde dışarıda bırakılması, ortada hukuki bir disiplin sürecinden ziyade seçici bir operasyon bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Süreci yalnızca disiplin kararlarıyla sınırlı bir çerçevede değerlendirmek mümkün görünmemektedir. Kamuoyuna yansıyan bilgi ve iddialar ile federasyona sunulduğu belirtilen başvurular, Temsilciler Kurulu Başkan Vekili Ömer Demir’in temsilcilere yönelik açık bir istifa baskısı uyguladığı; yasal bir bahis hesabına sahip olmayı fiilen bir suç unsuru gibi göstererek temsilcileri tek tek sorguya çektiği yönündeki iddialar, ortaya çıkan tabloyu daha da vahim hâle getirmiştir. Yetki sınırlarını aşan bu yaklaşım, hem kurumsal teamüllerle hem de hukukun temel ilkeleriyle açık biçimde bağdaşmamaktadır. Bu tutum, idari bir denetimden ziyade, sistematik bir baskı ve mobing pratiğini çağrıştırmaktadır. Bununla birlikte, devam eden ya da muhtemel disiplin süreçleriyle bağlantılı olarak, kurul yöneticisi sıfatını taşıyan bir kişinin temsilcilere bu yönde söylemlerde bulunup bulunmadığı hususu, disiplin süreçlerinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı bakımından hukuken tartışılması gereken bir mesele niteliği taşımaktadır.

Ayrıca, bu süreçte federasyona sunulan dilekçeler ve resmi başvurular bulunduğu ifade edilirken, bu başvurular hakkında usule uygun bir işlem tesis edilip edilmediğine ilişkin kamuoyunu tatmin eden bir açıklamanın yapılmamış olması, idarenin işlem tesis etme yükümlülüğü ve gerekçeli karar ilkesi açısından ayrı bir değerlendirmeyi zorunlu kılmaktadır. Şartların oluşması hâlinde, bu tür iddialar idare hukuku bakımından yetkinin amacı dışında kullanılması tartışmasını; ceza hukuku bakımından ise ancak yapılacak somut tespitler çerçevesinde değerlendirilmek üzere, ilgili kanun hükümleri kapsamında ele alınabilecek niteliktedir.

Tüm bu nedenlerle artık açıkça söylenmelidir: Ortada sert ama meşru bir disiplin süreci yoktur. Ortada; hukuki güvenliğin ortadan kalktığı, kuralların öngörülemez biçimde uygulandığı, savunma hakkının etkisizleştirildiği, masumiyet karinesinin ihlal edildiği ve itiraz yollarının fiilen kapandığı bir hukuki ihlaller zinciri vardır. Bahisle mücadele, hukukun askıya alınmasını asla meşrulaştıramaz. Aksi hâlde bugün verilen bu kararlar, yarın hem ulusal kamuoyu vicdanında hem de FIFA, UEFA ve CAS nezdinde Türk futbolunun ve TFF’nin karşısına ağır bir fatura olarak çıkacaktır. Hukukun askıya alındığı yerde disiplin olmaz; yalnızca güç kalır. Fakat güçle yönetilen hiçbir yapı, er ya da geç hukukun önüne çıkmaktan kaçamaz.

Hukukun yerine istatistik, adaletin yerine telkin, denetimin yerine sessizlik konulduğu noktada bu artık futbolun değil, hukuksuzluğun yönetimidir.

22.01.20.26     Prof. Dr. Ömer Dalman

 

DEVAM EDECEK…

 

YORUM YAP

5 3 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
2 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Atilla Ferah
Atilla Ferah
1 ay önce

Bilgilendirme için teşekkür ederim

Menderes Yunus yarar
Menderes Yunus yarar
1 ay önce

Sizi destekliyorum hocam

2
0
Would love your thoughts, please comment.x