*Bu yazı, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında; kamu yararı gözetilerek kaleme alınmış eleştiri ve yorumlardan ibarettir. Kişilik haklarına saldırı veya iftira amacı taşımaz.
“Kazanması gerekenler kazandıysa, gerisi teferruattır.”
Bu cümle bugün Türk futbolunun özetidir.
Ve bu yüzden kimse konuşmaz.
Çünkü konuşulacak bir sürpriz yoktur.
Sonuç bellidir, roller bellidir, susacaklar bellidir.
Trabzonspor – Fenerbahçe maçında sahada yaşananlar bir futbol karşılaşmasının değil, kurumsal bir organizasyonun ürünüdür.
Türkiye Futbol Federasyonu memnundur.
Merkez Hakem Kurulu memnundur.
Fenerbahçe memnundur.
Trabzonspor yönetimi memnundur.
Bu memnuniyet tesadüf değildir.
Bu, sistemin doğru çalıştığının göstergesidir — kendi açısından.
Hakem Halil Umut Meler’in sahadaki her kararı, her suskunluğu, her gecikmiş düdüğü; futbolun değil, idarenin yükünü taşıyan bir hakemin portresidir.
Bu hakem, aylar önce sahada darp edilmiş, korunamamış, yalnız bırakılmıştır.
Ardından yeniden aynı yüksek tansiyonlu maçlara atanmıştır.
Şimdi sorulması gereken şudur:
Bu bir güven göstergesi mi, yoksa bilinçli bir zorlamanın sonucu mu?
MHK’nin bu atamaya imza atması, yalnızca teknik bir tercih değildir.
TFF’nin bu süreci “normalleştirmesi”, yalnızca idari bir refleks değildir.
Bunlar, hakemliğin bağımsızlığını fiilen askıya alan kararlardır.
Asıl çarpıcı olan ise şu;
TFF Başkanı’nın geçmişte kamuoyuna yansıyan,
“Eğer hakem inisiyatif kullanacaksa Diyarbakırspor’dan yana kullanır”
şeklindeki talihsiz ve tarafsızlığı zedeleyen sözleri hâlâ hafızalardadır.
Ve yine kamuoyuna yansıyan şu ifade:
“Çok önemli bir hakem arkadaşımız, ‘Biz başkana biat edeceğiz de, kalacak mı gidecek mi emin değiliz’ dedi.”
Bu sözler havada kalmış laflar değil, sistemin itirafıdır.
Bu cümleler, hakemlerin zihninde adaletin değil, koltuğun dolaştığını gösteren belgelerdir.
Eğer bir hakem sahaya çıkarken
“Doğru kararı mı veriyorum?”
diye değil,
“Bu karar beni korur mu?”
diye düşünüyorsa;
orada futbol çoktan bitmiştir.
Ama kim memnun değil?
Sahada koşan futbolcular memnun değil.
90 dakika boyunca emeğinin bir düdükle değersizleştiğini hissedenler memnun değil.
Tribünde olan biteni görenler memnun değil.
Sadece skoru değil, adaletin nasıl buharlaştığını izleyenler memnun değil.
Ve hâlâ bu ülkede futbolda adalet olduğuna inanmak isteyenler memnun değil.
Ama onların memnuniyeti sistem için bir kriter değildir.
Çünkü onlar karar vermez.
Onlar atama yapmaz.
Onlar rapor yazmaz.
Onlar sadece izler.
Ve sistem der ki:
Kazanması gerekenler kazandıysa, gerisi teferruattır.
Bu yüzden ses çıkmaz.
Bu yüzden yalnızca gösteri konuşulur.
Bu yüzden Türk futbolu her hafta biraz daha kendi vicdanını kaybeder.
Ve kimsenin umurunda değildir. Çünkü kazanması gerekenler kazanıyordur.
Prof. Dr. Ömer Dalman
Sevgili okurlar, bu pozisyonla ilgili çok sayıda mesaj aldım. “Elle oynama var mı, yok mu?” diye soranlar oldu.
Eğer niyetlerin iyi olduğuna inanabilsem, bu pozisyonu tartışmaya bile açmazdım. Böyle kritik bir Süper Lig maçının canlı yayınında en az 20 kamera kullanıldığı biliniyorken, ekrana yalnızca sınırlı ve tartışmayı kapatmayan birkaç açının getirilmesi soru işaretlerini artırmıştır.
Oysa ekrana yansıyan görüntülere göre bile, oyuncu topu önüne alırken kolun üst bölümüne —omuz çizgisinin altında kalan pazu bölgesine— temas ettiği açıkça görülmektedir. Temas omuza olsaydı, fizik kurallarına göre topun yönü yere değil, doğal olarak yukarıya doğru sekmesi gerekirdi. Buna rağmen top aşağı yönlenmiş, oyuncu bu temasla belirgin bir kontrol ve avantaj sağlamıştır.
Tartışma kameranın azlığında değil; mevcut kameralar arasından hangilerinin seçilip, hangilerinin bilinçli biçimde dışarıda bırakıldığındadır. VAR’ın varlığı, gerçeği aramak için kullanıldığında anlamlıdır; gerçeği dar bir açıya sıkıştırmak için değil.
Hocam, gerçekleri samimi olarak anlattığınız için teşekkür ederim
Bağımsızlığı fiilen askıya alınan kurum sadece hakemlik değil,bütün kurumlar,kurumlarda yapılan atamamalar,liyakat, hak ve adalet anlayışı maalesef askıda ve bu bir süre daha devam edecek gibi.
Ömer bey futbolu seven ve ilgilenen bir kişiyim. Bildiğim kadarıyla sizde temsilciydiniz. Temsilci olmak için en son açılan kursa başvurmak istedim. Sizin de bildiğiniz gibi temsilci olabilmek için 4 yıllık yüksekokulu mezuniyet şartı aranmaktadır fakat 4 yıllık değil 2 yıllık yüksek okul mezunu olduğum için temsilciliğe başvuramadım. Temsilciler kuruluna girmek için 4 yıllık olan yüksek okul mezunu olma şartı bu sezon başı 2 yıllık yüksek okul mezunu şeklinde değiştirildi. Ben de bu nedenle şimdi temsilciler kuruluna girmek için TFF başkanı İbrahim hacıosmanoğlu’na ulaşmaya çalışıyorum. temsilciler kurulu talimatının 3 maddesinin B bendine göre bir defada veya toplamda tff’den 3 ay veya daha fazla ceza alınmamış olması gerekmektedir. Temsilciler kurulu başkan vekili Ömer Demir …. Sezonunda oynanan Trabzonspor Gaziantepspor maçı sonrası TFF’den 1 yıl ceza almış olmasına rağmen kurula nasıl girdiğini merak etmekteyim. Temsilciler kurulunda yer alan Haydar Özdemir bu sezon TFF ‘den 3 ay ceza aldığı için temsilciler kurulundan çıkarılmıştır buna rağmen temsilciler kurulu başkan vekili Ömer Demir 12 aylık hak mahrumiyeti cezası olmasına rağmen kurulda yer almaktadır. Temsilciliği bilen birisi olarak bu noktada beni aydınlatırsanız memnun olurum.
Bu şartlarda temsilci olmak doğru olmazdı. Yanlış bir anlayışın parçası olmak yerine beklemek en doğrusu. Bu yapı zaten kendi iç çelişkileriyle dağılacaktır.
Mevcut ortam temsilcilik için uygun değil. Böyle bir kültürle başlamak uzun vadede zarar verirdi.
Hocam teşekkürler, kısa ve öz.
Hocam teşekkürler başka ne diyebilirim.
Teşekkürler,
Teşekkürler.
Hocam yazınızı okudum sizin yazdığınıza göre her zaman kasa kazanır anlamına geliyor yalnız o pozisyonda elle oynama bence yok akşamki maç benim açımdan Halil Umut meler hakemi sevmediğim halde bence iyi bir maç yönetti yazınızı beğendim kalın sağlıcakla
Sayın hocam yazılarınızı heyacan ve hayretle takip edip okumaktayım.sizin gibi açıktan ve aleni bir şekilde bukadar tane tane futbolun nasıl bir ceset gibi kokuşmuş olduğunu biz okurların gözüne sokmanız aynı zamanda şahısları isim vererek zikretmeniz ülke futbolu adına harika bir okadarda alışık olmadığımız bir durum. Allah kaleminize (size) zarar vermesin.Cesaretiniz bir başka spor adamlarına kıvılcım olması dileğiyle
Ömer bey düşüncelerinize katılıyorum. İstanbulun 3 hacimlisi dışında diğer takımlar dolgu malzemesi olarak kullanılıyor. TFF ve kurulları bu işin taşörenliğini yapıyor. Sözüm ona Trabzon futbol şehri ya kurullara istanbul takımlarına biat eden onlara şirin görünmeye çalışan gibi şaibeli, figürler konuluyor
Yani riv riv diyorsun…..aynen….