61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

BEŞİKDÜZÜ’NÜN SESSİZ YOKSUNLUĞU « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

BEŞİKDÜZÜ’NÜN SESSİZ YOKSUNLUĞU

BEŞİKDÜZÜ’NÜN SESSİZ YOKSUNLUĞU
Son Güncelleme :

18 Şubat 2026 - 18:39

177 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

SAHİLİ OLMAYAN KENT, KENTİ OLMAYAN SAHİL: BEŞİKDÜZÜ’NÜN SESSİZ YOKSUNLUĞU
Bir kenti kent yapan yalnızca nüfus sayısı, idari statüsü ya da haritadaki yeri değildir. Kent; erişilebilirliktir, kamusal alandır, ortak hafızadır. Kent, insanın nefes alabildiği, yürüyebildiği, dinlenebildiği, sosyalleşebildiği, kültürle temas edebildiği mekânların toplamıdır. Beşikdüzü bugün tam da bu anlamda kent olma vasfını yitirme riskiyle karşı karşıyadır.
Beşikdüzü’nün Aqua Parklı Plajı’nın satılmasıyla birlikte ilçenin denizle kurduğu kamusal ilişki fiilen kopmuştur. Sahil, bir kentin vitrinidir; aynı zamanda onun en demokratik alanıdır. Denizli olan bağın kesilmesi yalnızca bir plajın kapanması değildir; bu, halkın gündelik yaşamdan, doğadan ve birbirinden uzaklaştırılmasıdır. Sahil Güvenlik ve jandarma alanlarının genişlemesiyle halkın nefes alabileceği kıyı şeridinin daraltılması ise kamusal alanın güvenlik gerekçesiyle özelleştirilmesinin somut bir örneğidir.
Bugün Beşikdüzü’nde: spor alanları yoktur, yürüyüş ve bisiklet yolları yoktur, sinema ve tiyatro yoktur, şehir hamam yoktur, otel yoktur, kent mezarlığı yoktur… Bu yokluklar tek tek ele alındığında eksiklik gibi görülebilir; ancak bir arada düşünüldüğünde yaşamın bütünlüklü biçimde daraltıldığını gösterir. Kent, yalnızca yaşanılan değil; yaşlanılan, uğurlanılan, hatırlatılan bir mekândır. Kent mezarlığı olmayan bir yer, ölümü bile başka yerlere havale eden bir idari körlüğün göstergesidir.
Bu tablo, Beşikdüzü’nün tarihsel kimliğiyle derin bir çelişki içindedir. Köy Enstitülerinin kurulduğu ilk merkezlerden biri olan bu ilçe, aydınlanmacı, kamucu ve üretim temelli bir toplumsal tahayyülün taşıyıcısıydı. Köy Enstitüsü demek; doğayla temas, kültürle iç içelik, bedenle zihin arasında denge demektir. Bugün ise bu mirasın üzerinde yükselmesi gereken kent, yaşam alanları daraltılmış, kamusal hakları törpülenmiş bir yerleşime dönüşmektedir.
Soru açıktır: Beşikdüzü, sahili yoksa hâlâ bir sahil kenti midir? Kamusal alanları yoksa, hâlâ bir kent midir?
Kenti kent yapan unsurların özel mülkiyete devredildiği, halkın gündelik yaşam pratiklerinin sınırlandığı bir yerde kentlilik bilinci de aşınır. İnsanlar yürüyemezse, buluşamazsa, spor yapamazsa, kültürle temas edemezse; kent, sessiz bir barınma alanına, yani ruhsuz bir yerleşkeye dönüşür.
Beşikdüzü öksüz değildir; öksüz bırakılmaktadır. Bu, kader değil tercihtir. Kentler ihmalle değil, bilinçli tercihlerle küçülür. Aynı şekilde, doğru politikalarla yeniden ayağa da kalkar. Beşikdüzü’nün ihtiyacı olan şey daha fazla beton değil; daha fazla kamusal alan, daha fazla erişilebilirlik ve daha fazla kültürdür.
Sahili halka geri kazandırılmayan, yürüyüş ve bisiklet yolları yapılmayan, kültür-sanat mekânları yaratılmayan bir Beşikdüzü, geçmişiyle bağını koparmış bir kent olur. Oysa bu ilçe, Köy Enstitüsü ruhuyla şunu fısıldar: Kent, insana rağmen değil; insan için vardır. Bu ses duyulmadıkça, Beşikdüzü haritada bir ilçe olarak kalır; ama kent olarak eksik kalır.

YORUM YAP

4.3 3 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Kadir Özyüksel
Kadir Özyüksel
11 gün önce

Mehmet Yıldızlar’ın Beşikdüzü siyasetine dair kaleme aldığı yazı, yerel bir tartışmanın çok ötesinde, Türkiye’deki siyasal gerçekliğe dair önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Çünkü o metin, sadece bir ilçenin değil, birçok yerel yönetimin içine düştüğü temel yanılgıyı açıkça ortaya koyuyor: Sandıkta kazanmak, siyaseti kazanmak değildir.

Bugün Türkiye’nin pek çok yerinde muhalefet belediyeleri, seçim kazanmanın verdiği meşruiyetle yetinme hatasına düşüyor. Oysa siyaset, sadece oy almakla değil; gündemi kurmakla, anlatıyı şekillendirmekle ve toplumla sürekli temas hâlinde olmakla ayakta kalır. Yıldızlar’ın yazısı tam da bu noktaya parmak basıyor.

Beşikdüzü’nde ortaya çıkan tablo, aslında basit bir gerçeği gösteriyor: Belediye binasının tabelası değişmiş olabilir, fakat siyasal ağırlık ve gündem belirleme gücü hâlâ başka odakların elindedir. Bunun nedeni ise yalnızca rakibin gücü değil; yerel iktidarın kendi siyasal dilini kuramamasıdır.

Yerel yönetimler çoğu zaman şu yanılgıya kapılır:
“Hizmet üretirsek, siyaset kendiliğinden gelir.”

Oysa gerçek bunun tam tersidir. Hizmet, anlatılmadığında görünmez hâle gelir. Kararlar savunulmadığında tartışma başkalarının dilinden kurulur. Sessizlik, siyasal olgunluk değil; çoğu zaman siyasal boşluk anlamına gelir. Ve siyaset boşluk sevmez.

Yıldızlar’ın dikkat çektiği bir diğer önemli nokta da “siyaset üstü” görünen aktörler meselesidir. Yerel siyasette bazı isimler tarafsızlık görüntüsü altında aslında fiilî bir siyasal tercih sergileyebilir. Bu durum, seçmen nezdinde siyasal ağırlığın nerede toplandığına dair güçlü bir algı üretir. Bu algı kırılmadığı sürece, belediye el değiştirse bile siyasal denge değişmeyebilir.

Bu nedenle yazı, bir eleştiriden çok bir uyarı olarak okunmalıdır. Çünkü yerel iktidar yalnızca hizmetle değil; sözle, anlatıyla ve sürekli temasla korunur. Eğer yerel yönetim kendi hikâyesini kurmazsa, o hikâyeyi rakibi yazar.

Beşikdüzü örneği, Türkiye’de muhalefetin kazandığı birçok belediye için ders niteliğindedir. Seçim kazanmak bir başlangıçtır; fakat siyasal alanı koruyamayan her yerel iktidar, zamanla anlamını yitirir.

Sonuç olarak Yıldızlar’ın yazısı, kişisel ya da yerel bir polemik değil; stratejik bir siyasal tespittir. Verdiği mesaj nettir:

Belediyeyi kazanmak kolaydır.
Ama siyaseti kurmak, sürekli emek ve irade ister.

1
0
Would love your thoughts, please comment.x