61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

HAKEM HATALARI DEĞİL, SİSTEM HATASI « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

HAKEM HATALARI DEĞİL, SİSTEM HATASI

HAKEM HATALARI DEĞİL, SİSTEM HATASI
Son Güncelleme :

08 Mart 2026 - 3:45

42 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

HAKEM HATALARI DEĞİL, SİSTEM HATASI

*Bu yazı, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında; kamu yararı gözetilerek kaleme alınmış eleştiri ve yorumlardan ibarettir. Kişilik haklarına saldırı veya iftira amacı taşımaz.

Türk futbolunda hakem tartışmaları artık maçların neredeyse ayrılmaz bir parçası haline geldi. Her hafta bir karşılaşmanın ardından dumanlar yükseliyor. Kırmızı kartlar, penaltılar, iptal edilen goller… Tartışmalar büyüyor ve bir süre sonra asıl oyun, yani futbol konuşulmaz hale geliyor. Peki gerçekten sorun hakemlerde mi? Yoksa onları seçen, atayan ve yönlendiren sistemde mi? Bu sorunun cevabını aramak, Türk futbolunun en derin yaralarından birine dokunmayı gerektiriyor.

Futbol kamuoyunda sık sık duyduğumuz bir söylem var: “Hakemler kötü, yetersiz, başarısız.” Ancak işin mutfağındaki isimler çok farklı bir tablo çiziyor. Sorun, düdük çalanların yeteneksizliğinden ziyade onları seçen, terfi ettiren ve koruyan sistemin liyakatsizliğinde düğümleniyor. Üstelik hakemlerin üzerindeki baskı da her geçen gün artıyor. Maçlardan sonra yapılan sert eleştiriler, hakemlerin sürekli Riva’ya çağrılması, telefonla aranması, çeşitli telkinlerde bulunulması, hatta tek bir hatayla hakemliğinin bitirileceğinin açıklanması… Üstelik bu açıklamalar çoğu zaman MHK’dan değil, doğrudan federasyon başkanları ya da kulüp başkanlarından geliyor. Bir hakem için en büyük güven unsuru kurumsal korumadır. O koruma ortadan kalktığında sahadaki özgüven de ortadan kalkar. Yetenekli bir hakem bile kendini ifade edemez hale gelir.

Bu noktada asıl meseleye geliyoruz: Türk futbolunda sistemi kim yönetiyor?

Temmuz 2024’te yapılan Türkiye Futbol Federasyonu Olağanüstü Seçimli Genel Kurulu öncesinde önemli bir isim başkanlığa aday olmuştu: Servet Yardımcı. UEFA’da yedi yılı aşkın süredir İcra Kurulu üyeliği yapan, Avrupa Ulusal Federasyonlar Komitesi başkanlığını yürüten, uluslararası alanda Türkiye’yi temsil eden güçlü bir yönetici profili… 2023 Şampiyonlar Ligi finalinin Türkiye’de oynanmasında ve EURO 2032 organizasyonunun kazanılmasında önemli rol oynayan bir isim. Yardımcı henüz seçim için resmi bir açıklama yapmadan önce bile futbol kamuoyunda ciddi bir beklenti oluşmuştu. Temiz, şeffaf ve kurumsal bir federasyon ihtimali konuşuluyordu. Merhum Hasan Doğan’dan sonra Türk futbolunda yeniden bir değişim umudu doğmuştu. Ancak bu umut çok kısa sürdü. Adaylığını açıklamasından kısa süre sonra Servet Yardımcı, “malum kirli yapı” tarafından yalanlar, iftiralar ve kumpaslarla dolu bir operasyonla karşı karşıya kaldığını açıkladı. Seçimi kazanacak desteğe sahip olduğunu ifade etmesine rağmen adaylıktan çekildiğini duyurdu. Dahası, UEFA’daki tüm görevlerinden de istifa etti. Bu dramatik çekiliş, Türk futbolunda sistemin görünmeyen ama son derece güçlü aktörlerinin varlığını bir kez daha gözler önüne serdi.

Servet Yardımcı’nın çekilmesiyle yarış iki isim arasında kaldı: Mehmet Büyükekşi ve İbrahim Hacıosmanoğlu. Seçimi kazanan isim ise “kötünün iyisi” olarak görülen İbrahim Hacıosmanoğlu oldu. Ancak bu seçim, Türk futbolunda liyakat kavramının ne kadar aşındığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti. Çünkü Hacıosmanoğlu’nun geçmişinde Türk futbolunun hafızasına kazınan bir olay vardı. 2015 yılında Trabzonspor Başkanı olduğu dönemde Gaziantepspor maçı sonrası hakem Çağatay Şahan ve ekibini saatlerce soyunma odasında kilitli tutmuştu. Hakemlerin stadyumdan çıkmasına izin verilmemiş, devletin birçok kademesinden gelen telefonlara rağmen durum değişmemişti. Hacıosmanoğlu’nun o dönem söylediği söz hâlâ hafızalarda: “Ben gelene kadar o hakem o stattan çıkmayacak.” Hakemlerin stadyumdan ayrılabilmesi ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın devreye girmesiyle mümkün olmuştu. Bu olayın ardından Hacıosmanoğlu, sportmenliğe aykırı açıklamaları nedeniyle Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu tarafından 180 gün hak mahrumiyeti ve para cezası almıştı. Yani futboldan men cezası almış bir isim, yıllar sonra Türk futbolunun en tepesindeki koltuğa oturdu. Üstelik o dönem aynı olay nedeniyle ceza alan isimlerden biri olan Ömer Demir’in daha sonra Temsilciler Kurulu Başkan Vekilliği görevine getirilmesi de dikkat çekti. O karşılaşmada ceza almayan yönetici olarak hafızalarda yer eden Engin Hacısalihoğlu’nun ise herhangi bir göreve getirilmemesi ayrı bir soru işareti olarak akıllarda kaldı.

Türk futbolunun bir başka kronik sorunu ise hakemliğin adeta bir aile mesleği haline gelmesi. Eski hakem Selçuk Dereli bu durumu şu sözlerle özetliyor: “Türk futboluna en büyük zararı veren şeylerden biri babadan oğula geçen hakemliktir.” Gerçekten de hakem camiasına bakıldığında birçok baba-oğul örneği görülüyor. Ve belki de en bilinen örnek: Serdar Çakır ve oğlu Cüneyt Çakır. Uzun yıllar üst klasman gözlemciliği yapan Serdar Çakır’ın hakem camiasında önemli bir etkisi olduğu biliniyor. Camia içinde yıllardır dile getirilen iddialara göre bazı genç hakemlerin önü kesilmiş, bazı isimler sistemin dışına itilmişti. Bu iddialar doğruysa ortada ciddi bir problem var demektir: Hakemlik artık liyakat değil, bağlantı meselesi haline gelmiş demektir.

Bir başka tartışma konusu ise hakem atamaları. Eski FIFA hakemi Ali Palabıyık’ın açıklamaları oldukça dikkat çekiciydi. Palabıyık, dönemin TFF başkanının hakem atamalarına doğrudan müdahale ettiğini iddia etmişti. Atamaların yapıldıktan sonra başkanın masasına geldiğini ve bazı isimlerin değiştirildiğini söylemişti. Fenerbahçe Başkanı Ali Koç da benzer bir noktaya dikkat çekerek atama sisteminin dijital değil, “manuel” olduğunu ifade etmişti. Salı günü belirlenen hakemlerin isimlerinin çarşamba akşamı değişip perşembe günü açıklanması doğal olarak dış müdahale şüphesini doğuruyor.

Tüm bu tartışmalar sürerken federasyon yönetimi içinde yaşanan bir gelişme de dikkat çekti. Nitekim İbrahim Hacıosmanoğlu’nun federasyon başkanlığına seçilmesinde önemli rol oynadığı konuşulan TFF Yönetim Kurulu Üyesi Av. Bayram Saral seçimden hemen sonra görevinden ayrıldığını açıkladı. Saral, istifasının gerekçesini federasyonda beklediği şeffaf yönetim anlayışının hayata geçirilmeyeceğine dair kendisinde oluşan kanaat olarak ifade etti. Peki böylesine kısa bir sürede görevinden çekilme kararı alabilecek kaç yönetici vardır? Bu soru aslında Türk futbolunda yönetim anlayışının nasıl şekillendiğini anlamak için bile yeterlidir.

Son oynanan Beşiktaş-Galatasaray derbisinin ardından Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın da maçın hakem ataması ve yönetimi hakkında sert eleştirilerde bulundu. Yalçın, karşılaşmanın hakemi Ozan Ergün’ün derbiye son anda atandığını belirterek verilen kararları “facia” ve “skandal” olarak nitelendirdi.

Bütün bu tablo bize şunu gösteriyor: Türk futbolunda sorun hakemlerin yeteneksizliği değil. Sorun onları yöneten sistemin çürümüşlüğü. Liyakatten uzaklaşıldığında, torpil yeteneğin önüne geçtiğinde ve gruplaşmalar kurumların önüne geçtiğinde en iyi hakem bile kimlik erozyonuna uğrar. Bir hakemin zihninde şu soru oluşuyorsa sorun başlamış demektir: “Doğru kararı mı veriyorum?” yoksa “Bu karar beni korur mu?” Eğer ikinci soru ağır basıyorsa, o maç daha başlamadan adalet duygusunu kaybetmiştir.

Çözüm aslında çok karmaşık değil, ancak cesaret gerektiriyor. Önce en tepeden başlanmalı. TFF seçimleri şeffaf olmalı. Hakem atamaları dijital ve denetlenebilir hale getirilmeli. Klasman yükseltmeleri objektif kriterlere bağlanmalı. Hakemler üzerindeki kulüp ve federasyon baskısı tamamen kaldırılmalı. Ve en önemlisi… Hakemlik kimsenin aile mesleği olmamalı.

Hakemler kötü değil. Onları kötü yapan sistem kötü. Ve unutmayalım… Bir ülkenin futbolu, onu yönetenler kadar temizdir. Temizlik ise her zaman en tepeden başlar. Hakemleri değiştirmek kolaydır. Zor olan sistemi değiştirmektir.

Prof. Dr. Ömer DALMAN

YORUM YAP

5 2 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x