Forma emanet edilmez, hak edilir. Saha seçilmez, hazırlanır. Kadro liyakatle kurulur. Peki biz ne yapıyoruz?
Dünya Kupası’ndaki hezimete rağmen ne TFF Başkanı ne de Montella sorumluluk alıp istifa etti.
Hala aynı isimler, aynı sistem… Aynı zihniyet.
Kocaeli’de 0-1 yenildik.
Mbappé 54’te attı, Uğurcan 87’de kırmızı gördü. Skor soğuk. Ama asıl soğuk olan, sahada gördüğümüz tablo.
Daha iyi zeminli stadyumlar varken Kocaeli tercihi neden? “Riva’ya yakın” demek, milli takım adına yapılacak en ucuz açıklamadır. Dünya kupasında kamp yerini bile doğru seçemeyen bir federasyon, stadyum seçiminde de aynı beceriksizliği gösteriyor. Bu sahanın zemini milli takıma yakışmadı.
Son lig maçında 4 gol yiyen Uğurcan Çakır yine kalede. Ve yine onun hatasından gol yedik. Forma bu şekilde emanet edilmemeli. O an kim iyiyse o oynamalı. Kaleci de, forvet de… Her mevki için bu kural geçerli. “Tecrübe” bahanesiyle formda olmayan oyuncuya forma vermek, liyakat değil tembelliktir. Alışkanlık futbolun en büyük düşmanıdır. Ve biz hala bu düşmana yeniliyoruz.
Fransa formsuzdu. Bizim Çocuklar mücadele etti ama ne taktiksel bir hazırlık vardı, ne de o eski “Bizim Çocuklar” ruhu. Karakter nerede kaldı? Top kayıpları, plansız ataklar, son vuruşlardaki acelecilik… Hepsi “mücadele ettik” cümlesinin arkasına saklanıyor. Mücadele şarttır. Ama düzen olmadan mücadele sadece yorgunluk ve yenilgi üretir.
Dünya Kupası’nda da aynıydı.
Mücadele vardı, düzen yoktu.
Burada da aynı.
Aradaki fark sadece rakip. Zihniyet aynı. Hiçbir şey değişmiyor.
Türk futbolunun asıl sorunu maç kaybetmek değil.
Maç kaybetmeyi “kader” gibi kabul eden, her yenilgiden sonra aynı cümleleri kuran, her seferinde “yeniden başlıyoruz” diyen bir yapıdır.
Voleybolun sorusu hala “Dünyanın en iyisi nasıl olunur?”
Futbolun sorusu ise hala “Bizim kaleci o kurtarışı nasıl yaptı?”
Sonuç: İki hata ve bir yenilgi.
Belki de değişmesi gereken şey tam olarak budur.
Forma emanet edilmez, hak edilir.
Saha seçilmez, hazırlanır.
Kadro “tecrübe” ile değil, form ve liyakatle kurulur.
En önemlisi: Başkanın değil, kurumsal yapının kazanması sağlanır.
Kocaeli’de bir maç kaybettik.
Ama asıl kaybettiğimiz şey, bir kez daha “düzen” kurma fırsatı oldu. Fakat bu fırsatı her seferinde kendi ellerimizle çöpe atıyoruz.
28 Eylül’de İtalya var.
Bu anlayışla gidersek, sonuç yine aynı cümlelerle açıklanacak.
Ve biz yine aynı yerde sayacağız.
Peki çözüm ne? Burası milli takım. Bir başkanın ya da bir hocanın takımı değil. 85 milyonun takımı. O zaman karar da tek kişiye bırakılmayacak. Kaleci ya da diğer oyuncular formda olan oynayacak. Saha zemini iyi olan seçilecek. Kadro liyakatle kurulacak. Duyguyla değil, akılla. Yoksa 28 Eylül’de İtalya’ya da yeniliriz. Sonra yine aynı cümleler. Yine aynı yer.
Prof.Dr. Ömer Dalman
26.09.2026
TRABZON’DAN TÜM TÜRKİYE’YE
Montella nın tek bir oyun planı var. Her takıma aynı oyun oynanmaz. B planı, C planı neden yok?