Hacıosmanoğlu, Dünya Kupası’na veda etmemizin ardından net konuştu: “Hayır, istifa etmeyeceğim. Beni tanımadınız mı?”
Futbolcuları korumak için kendini siper ettiğini söyledi. Ama gündem kısa sürede sahadan koptu. Milli futbolculara villa vaadi, SİT alanı tartışmaları… Futbolu konuşacakken yine başka meselelerle uğraştık.
Bahis dosyası tabloyu ağırlaştırdı. Yasal bahis, yasa dışı bahis, kara para, şike, maç manipülasyonu… Hepsi iç içe geçti. Kamuoyu netlik, şeffaflık ve tutarlılık bekliyor.
Savcılık, 10 Aralık 2025’te TFF’ye yazı gönderdi. Yazıda, disiplin süreçlerinin adli soruşturmayı etkilememesi ve sevklerden önce savcılığın bilgilendirilmesi isteniyordu. Buna rağmen PFDK’ya sevkler yapıldı. Federasyonun bu yaklaşımı yeni sorular doğurdu.
Ardından hakemlik kurumu gündemin merkezine oturdu. MHK Başkanı Ferhat Gündoğdu ve bazı isimlerle ilgili tutuklama haberleri, hakem Yasin Kol hakkındaki şike ve teşvik primi suçlamaları, para hareketleri ve yazışma iddiaları Türk futbolunu sarstı. “Otuz yıllık kokuşmuşluğu bize mal etmeyin” demek yeterli değil. Tüm bu yaşananlar bu yönetimi de kapsıyor o halde bu yaşananları açıklamak ve çözüm üretmesi gerekiyor.
Bir de yönetimdeki istifalar var.
Olağanüstü genel kurul talebi reddedildi. Ardından Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz ve yönetim kurulu üyelerinin çoğu istifa etti. Kopuşlar büyürken Montella ile de iş işten geçtikten sonra yollar ayrıldı.
İstifa dalgasına TFF Genel Sekreteri Abdullah Ayaz da eklendi. Başkanın yeğeni olan Ayaz, 2024’te “güvenilir isim” diyerek atanmıştı. Yeğen atandı, yeğen gitti. İki yıl “liyakat” dendi, şimdi “istifa” konuşuluyor. Ayaz, “Bu görev bana uygun değil” deyip baştan kabul etmeseydi belki alkışlanırdı. Şimdi alkışlayan yok; herkes “artık istifanın bir anlamı yok” diyor.
Artık tartışılmayan tek bir kurul, tek bir isim, tek bir karar yok. Yönetim tartışılıyor, hakemlik kurumu tartışılıyor, genel sekreterlik tartışılıyor, disiplin süreçleri tartışılıyor. TFF’nin bütün kurulları, bütün mekanizmaları ağır bir meşruiyet krizi içinde. Eskiden TFF’nin en saygın, en sessiz, en iyi işleyen kurulu sayılan Temsilciler Kurulu’nda bile şimdi her hafta bir skandal çıkıyor. Kimse bir karara güvenmiyor; kimse bir açıklamanın arkasında durmuyor. En basit karar bile “Acaba arkasında ne var?” sorusuyla karşılanıyor. Bu tablo, birkaç ismin değil, TFF çatısının altındaki her yapının sorgulandığını gösteriyor.
Yönetim, seçimli olağanüstü genel kurulu reddetti. O halde top delegelerde: 128 imza, seçimli kurul. Kulüpler seyretmesin, TFF’yi yoğun bakımdan çıkarın.
Peki, sorumluluk nerede başlıyor, nerede bitiyor?
Dünya Kupası’ndaki başarısızlık, UEFA Uluslar A Ligi‘nde sıfır puan, hakemlik kurumunu sarsan soruşturmalar, yönetimdeki istifalar… Hiçbiri tek başına her şeyi açıklamaz. Ama hepsi bir araya geldiğinde federasyon başkanının görevini ve yönetim anlayışını sorgulamak kaçınılmaz hale geliyor.
Hacıosmanoğlu ise Temmuz 2027’ye kadar devam edeceğini söylüyor. Başladığı yol arkadaşlarından hiçbiri kalmamış; o hâlâ “Ben devam edeceğim” diyor.
Neyi bekliyor? Bir başarısızlık daha mı, birkaç istifa daha mı, Türk futbolunun biraz daha güven kaybetmesini mi?
Federasyon başkanlığı, koltuğa oturmak kadar gerektiğinde kalkmayı da bilmektir. Hesap vermek yerine görev süresine sığınmak, sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Türk futbolu kimsenin şahsi makamı değil. O koltuk, kişilere değil Türk futboluna ait.
Bunca yaşananın ardından hâlâ istifa konuşuluyorsa, sorun başarısızlık değil; başarısızlığa rağmen gitmemekte ısrar etmektir.
Hacıosmanoğlu için daha ne lazım? Türk futbolunun daha ne kaybetmesi gerekiyor?
Prof. Dr. Ömer Dalman
10.10.2026
TRABZON’DAN TÜM TÜRKİYE’YE
Son 30 yılın kokuşmuşluğun faturası Hacıosmanoğlu na kesilmemeli tamam da, 1923 Tff nin kuruluşundan beri başımıza gelmeyen kalmadı. Son 30 ayda olanların bedelini kim ödeyecek İbrahim?