61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Bilimi Mahkemeye Vermek Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Bilimi Mahkemeye Vermek Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı

Bilimi Mahkemeye Vermek Süleyman Hacıbektaşoğlu yazdı
Son Güncelleme :

05 Nisan 2026 - 16:52

16 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

**”Bilimi Mahkemeye Vermek”**

Trabzon’da son iki haftadır Akyazı dolgu alanı ile ilgili tartışmalar bilimsel tartışmaların dışına çıkarılarak mahkemeye taşındı.

Her yönüyle sorunlu olan belli bir planlamaya yapılmayan, yaptım oldu mantığı ile yapılan projelerden biri olan Akyazı dolgu alanı üzerine önce stat yapıldı. Bu projenin yarattığı en basit sorun olan trafik bile başlı başına bir sorun iken statta oluşan çatlaklardan bahsetmiyorum bile. Çünkü bilim adamları bu konuda çok şeyler yazdı, söyledi ve uyardılar.

Şimdi aynı alana hiç bir uyarı gözetilmeden şehir hastanesi yapılıyor. Hastane bitmek üzere. Ama sorunlar bitmiyor. KTÜ jeoloji mühendisliği nden Prof. Osman Bektaş yaptığı açıklama ile uyarmaya devam ediyor. Ama maalesef uyarılara bilimsel cevaplar yerine mahkeme ile cevap veriliyor. Yani bilim zor ile tehdit ediliyor.

Trabzon’da olan biteni fazla süslemeye gerek yok. Bir bilim insanı, veriye dayanarak “zemin kayıyor” diyor; kamu gücü ise “sus” demek için mahkemenin kapısını aralıyor.

Osman Bektaş, uydu verileriyle konuşuyor; InSAR analizleriyle, milim milim kayan bir zemini işaret ediyor. Karşısında ise teknik bir rapor değil, hukuki bir hamle var. Bu, basit bir dava değil. Bu, sınıfsal bir refleks.

Çünkü mesele yalnızca bir hastane değil. Mesele, sermayenin yatırımıyla bilimin çarpıştığı o eski kavga. Deniz dolgusu üzerine dikilen beton, yalnızca mühendislik değil; aynı zamanda birikim modelidir.

 İhale süreçleri, milyarlar, hızla yükselen projeler… Bunların karşısına çıkan her “risk” uyarısı, sistem için teknik bir veri değil; ksrlılığı tehdit eden bir engeldir. İşte tam burada bilim, “kamusal akıl” olmaktan çıkarılıp “sorun çıkaran ses”e indirgeniyor.

TOKİ’nin refleksi de tam buradan okunmalı. Veriyi tartışmak yerine veriyi söyleyeni susturmak. Çünkü bilimsel tartışma açılırsa, mesele büyür. Zemin tartışılırsa proje tartışılır. Proje tartışılırsa ihale tartışılır. İhale tartışılırsa sınıf ilişkileri görünür olur. İşte korkulan tam da budur.

Oysa bir toplumda en tehlikeli şey, zeminin kayması değil; gerçeğin üstünün örtülmesidir. Bir bilim insanı “heyelan riski var” diyorsa, bu bir görüş değil, bir uyarıdır. Ve uyarılar susturuldukça, riskler büyür. Beton çatladığında sadece bina değil, o binaya güvenen hayatlar da çöker.

 Bilim susturulursa, bedelini halk öder. Çünkü bu ülkede hiçbir proje, onu yapanların üstüne yıkılmaz; hep altında kalanların üzerine çöker.

Bilim mahkeme salonlarında yargılanamaz.

Ama bu düzen, bilimi değil; gerçeği yargılamak istiyor.

Ve şunu unutmayalım. Gerçek, eninde sonunda dosyalardan değil, enkazlardan konuşur. Enkazları ve onların altında kalanları yarın konuşmamak için bugün bilime sahip çıkalım.

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x