61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

**”Bir Direniş Fısıltısı”** « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

**”Bir Direniş Fısıltısı”**

**”Bir Direniş Fısıltısı”**
Son Güncelleme :

05 Temmuz 2025 - 9:35

249 Görüntüleme
Sosyal Medyalarda Paylaş

Kanın coşkun akıyorsa eğer damarlarından

Boyun eğme olup bitenlere!

 

Hamlet

William Shakespeare

 

Danimarka sarayında geçen bir ihanet hikayesidir Shakespeare’in Hamlet’ I. Prens Hamlet’ in en büyük motivasyonudur intikam.

Bu eserde yazar, Hamlet üzerinden bir intikam öyküsü değil; aynı zamanda insan ruhunun, ahlakın, adaletin ve varoluşun derin bir sorgulamasını yapar.

 

Hamlet ile intikamın ahlaki meşruluğunu sorgular. Ve şöyle sorar kendine ; “Ben bir katil miyim, yoksa adaletin aracı mı?”

 

Bu sorgulamalar, onu diğer “klasik” intikam kahramanlarından ayırır. Yani, Hamlet bir eylem adamı değil, bir düşünce adamıdır.

 

İntikam hırsı ile bütün ana kahramanlar ölür. Bu toplu ölüm zinciri, intikamın nasıl bir yıkıma dönüştüğünü açıkça gösterir. Şiddetle başlayan bir eylem, şiddetle sonuçlanır.

 

Shakespeare, Hamlet’te intikamı bir “haklılık” değil, bir trajedi kaynağı olarak işler.Hamlet’te intikam duygusu yüceltilmez; aksine, sorgulanır, ertelenir ve sonunda büyük bir trajediye neden olduğu için açıkça eleştirilir.

 

İntikam bir eylem biçimi değildir yani. Eylem yaptığın bir işten olumlu dönüşler alma ve seni ileriye taşıyacak bir hamledir.

 

Hamlet ve Shakespeare ile ilgili bu gece okuduğum bir kaç yazıdan çıkan sonuç bu dostlar. Sonra Hamlet oyununda geçen bir söz üzerine böyle bir deneme yazmaya çalıştım bir sefer daha uykusuz geçen bir gecede.

 

**”Bir Direniş Fısıltısı”**

 

Kanın damarlarından coşkun bir ırmak gibi akıyorsa eğer, içinde hâlâ itiraz edebilme cesareti vardır. Henüz kuruyup gitmemiş demektir öfkenin nehir yatağı.

 

İşte bu yüzden, boyun eğme! Çünkü yaşam, yalnızca soluk alıp vermekten ibaret değil; yaşam, çoğu zaman diz çökmemektir.

 

Hamlet’in trajedisinde yankılanan o çağrı “Boyun eğme olup bitenlere” yalnızca Danimarka sarayının lanetli duvarlarında değil, her devrin, her bireyin vicdanında da yankı bulur.

 

Shakespeare’in Hamlet’inde delilik, ihanet, iktidar ve ölümle yoğrulmuş bu fısıltı, aslında kadere yazgılı olana karşı aklın ve vicdanın haykırışıdır.

 

Felsefe bize öğretir: İnsan, eyleyen, yani eyleme dönüştüren bir varlıktır. Spinoza, tutkularla sürüklenen değil, akılla yön bulan bir insan tasvir eder. Özgürlük, tutkuların zincirinden kurtulmak değil midir zaten?

 

Ama coşkun akan kan, sadece bedensel bir belirti değil; aynı zamanda ruhun hâlâ uyandırılabilir bir güç taşıdığının işaretidir.

 

Descartes’in “Düşünüyorum, öyleyse varım” önermesi, burada başka bir biçim alır: “Direniyorum, öyleyse yaşıyorum.”

 

Boyun eğmek; yalnızca başı öne eğmek değildir. O, çoğu zaman gerçeğe göz yummaktır, zulmü olağanlaştırmaktır, korkunun konforuna sığınmaktır.

 

Ama coşkun kan, tam da bu uyuşmaya, bu çürümeye, bu kabule karşı bir isyandır. Gözünün içine baka baka çürüyen bir dünyada, hâlâ içinden bir ses seni ayakta kalmaya çağırıyorsa, işte o ses Hamlet’in hayaletidir: “Susma! Gör! Sorgula! Öde bedelini ama razı olma!”

 

Nietzsche’nin “Yaşam, güçlü olanın sanatıdır” sözü burada yankı bulur. Güç, her daim yumrukta değil; bazen boyun eğmemekte, bazen bir kelimeyle, bazen susmayla, bazen uzaklaşma ile, bazen yalnızlaştırma ,bazen de tüm karanlığa rağmen bir mum yakmakta gizlidir.

 

Sartre’ın deyişiyle “İnsan, kendini ne yaparsa odur.” Ve kendini baş eğmiş biri olarak değil, başkaldıran biri olarak inşa eden, varoluşuna anlam katandır.

Çünkü tarih, boyun eğenlerin değil, akan kanını hayatın akışına karşı koyanların yazdığı bir metindir.

 

Kimi zaman bir işçinin nasırlı ellerinde, kimi zaman bir kadının gözyaşlarında, kimi zaman bir şairin suskunluğunda, kimi zaman bir filozofun ıssız defterinde şekillenir bu metin. O metin ki; boyun eğmeyenler sayesinde okunmaya devam eder.

 

Ve işte o zaman; damarlarında coşkun akan kan, yalnızca hayatta kalmak için değil, hayatı yeniden kurmak için akar. Biz hayatı yeniden kurmak için düştüğümüz yerden tohum olup yeniden yeşermemiz gerekiyor. Çünkü yaşam her şeye rağmen kendi yolunda akıyor.

 

Ya yeniden yeşereceğiz ya da hırslarımızın kurbanı olarak her gün çürüyüp yok olacağız. Ben yaşamı tercih edenlerdenim.

 

Asla “Boyun eğme!” Çünkü o kan, henüz kurban değil, yoldaştır. Ve yoldaş olan kan, asla boşa akmaz.

 

Değişir, değiştirir, yaşamı yeniden üretir. Keşke böyle bakıp böyle kurabilsek ilişkilerimizi. Toplumun bize dayattığı, bize uymayan değerlerden arınarak.

 

Kaçımız yapabiliyoruz ki? Hadi yapalım.

Sosyal Medyalarda Paylaş

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
0
Would love your thoughts, please comment.x