SİYANÜRLE VURULAN TÜRKİYE
BU SİYANÜRLÜ İŞTE BAŞKA İŞ VAR!
Türkiye’nin Karadeniz’inden Bergama’sına, İliç’inden Çatalağaç’ına uzanan siyanürlü felaketler zinciri. Dokuz can, yedi ceza, sıfır caydırıcılık. Peki çay, fındık, hamsi ve temiz su hepimize yetmez mi? Yoksa bu işte başka bir iş mi var?
Eski çağlarda altın arayıcısı nehir yataklarında diz çöker, kum elerdi. Kimyasal bilmezdi. Doğayı delip geçmezdi; sadece iz bırakırdı. O izleri kısa sürede doğa kapatırdı.
Bugün ise durum tam bir felaket. Bir gram altın için bir ton cevher çıkarıyor, parçalıyor ve siyanür gibi ölümcül kimyasallarla yıkıyoruz. Ortaya çıkan atık akıl almaz boyutta. Bu atık nereye gidiyor? Toprağa, suya, havaya. Yani doğrudan yaşam alanımıza.
Karadeniz’e soralım: Siz çayınızı, fındığınızı, hamsinizi gözden çıkardınız mı?
Karadeniz’in yüzde 80’i maden ruhsatlı. Fındık bahçelerinin, çay tarlalarının, alabalık derelerinin yerini maden ocaklar alıyor.
Ordu Fatsa’da başlayan altın madenciliğiyle birlikte ormanlık ve fındık bahçeleriyle kaplı alanlar kullanılamaz hale geldi. Siyanür kirliliğiyle su kaynakları zehirlendi.
Modern altın madenciliğinin çevreye vurduğu darbelere bakalım.
Siyanür havuzları ve sızıntıları. Devasa havuzlarda beklettiğimiz siyanür çözeltisi, en ufak çatlakta yer altı sularına karışır. Sonrası malum: toplu balık ölümleri, içme sularının zehirlenmesi, tarım arazilerinin yok olması.
Türkiye’de bunun en acı örneği 13 Şubat 2024’te Erzincan İliç’te yaşandı. Çöpler Altın Madeni’nde siyanürlü toprak yığını kaydı. Saatte 36 kilometre hızla 800 metre boyunca akan zehirli kütlenin altında dokuz işçi kaldı. Dokuz can. Geride kalanlar ise siyanürün Fırat’a ulaşmasından korktu.
Ama İliç tek örnek değil. Giresun’un Doğankent ilçesine bağlı Çatalağaç köyünde Alagöz Madencilik var. Bu şirket, atık sularını doğrudan Çatalağaç Deresi’ne boşaltıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı denetim yapıyor, kirliliği tespit ediyor ve şirkete 2 milyon 517 bin TL ceza kesiyor. Üstelik bu ceza, ihlal tekrarlandığı için 3 kat artırılmış. Ne değişiyor? Hiçbir şey. Çünkü aynı şirkete bugüne kadar en az 7 kez idari yaptırım uygulanmış. Yedi kez! Giresun Çevre ve Doğa Derneği’nin ifadesiyle: “Uygulanan para cezaları caydırıcılık niteliğini yitirmiştir.” Şirket, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sondaj çalışması başlatmak istedi, ancak köylülerin direnişiyle engellendi.
Asit maden drenajı. Pirit, hava ve suyla buluşunca sülfürik aside dönüşür. Bu asit, topraktaki arsenik, kurşun, kadmiyumu çözüp suya taşır. Bu zehirli su yüzyıllarca akmaya devam eder.
Orman tahribatı ve ağır metal kirliliği. Bir maden için onlarca hektar orman kesilir, dağların tepesi uçurulur. Atık barajlarındaki arsenik, cıva, kurşun rüzgarla savrulur. Baraj yıkılırsa zehirli sel felaketi kaçınılmaz. Köyler, tarlalar, nehirler metrelerce zehirli çamur altında kalır.
Bergama’yı unutmak mümkün mü? 1997’de Danıştay 6. Dairesi, siyanürle altın madenciliğine izin veren ÇED raporunu iptal etti. Kararında şöyle diyordu: “Doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yönteminde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır.” Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Bergama köylülerini haklı buldu. Ama maden kapatılmadı. Dönemin Bakanlığı yargı kararını yok saydı.
Tüm bu çevre felaketleri insan sağlığına nasıl yansıyor? Kirli suyu içen köylülerde böbrek yetmezliği, kanser, nörolojik bozukluklar görülüyor. Tozla yayılan ağır metaller çocuklarda zeka geriliğine yol açıyor.
Bergama köylülerinin diktikleri kitabede yazıyor: “Bu insanlar hayatı ve hayatları olan doğayı çok seviyorlar. Onlar bilirler ki; ölüler altın takmaz.”
Yaşayanlar ise siyanürlü su içiyor. Zehirli toprakta ekmek yiyor.
Dünyada siyanüre alternatif teknolojiler geliştirildi. Avustralya’daki CSIRO’nun “Going for Gold” prosesi, siyanürü tiosülfat adı verilen güvenli bir reaktifle değiştiriyor. Maliyeti siyanürle rekabet edebilir düzeyde.
O halde soruyorum: Bu teknolojiler varken, neden hâlâ siyanür kullanıyoruz?
Cevap basit: Çünkü maden şirketleri onlarca yıldır alıştıkları sistemi bırakmak istemiyor. Bu inat, hem doğamıza hem de cebimize mal oluyor.
Bu sadece şirketlerin tembelliği mi? Yoksa bilinçli bir tercih mi? Siyanür ucuzdur, lojistiği oturmuştur, şirketlerin kâr marjını yüksek tutar. Ama bedelini siz ödersiniz. Sizin suyunuzla, toprağınızla, ciğerlerinizle. Şirketler bilir: Siyanür öldürür, asit on yıllarca akar, ağır metaller çocukların beynine yerleşir. Bilirler ve yine de yaparlar.
Ya yetkililer? Danıştay “dur” dedi, maden açıldı. Mahkeme “yürütmeyi durdur” dedi, şirkete ceza kesilmedi. Yedi kez aynı ihlal, yedi kez aynı ceza, sıfır sonuç. Bu da bilinçli bir tercih değil de nedir? Siyanürlü atık suyun derelere akmasını izlemek, dokuz işçinin toprak altında kalmasını seyretmek, köylülerin “balık yiyemiyoruz” diye ağlamasını duymazdan gelmek… Bunlar ihmal mi, yoksa göz yumma mı?
Çünkü onların defterinde de “insan sağlığı” ve “yaşanabilir çevre” diye bir maliyet kalemi yoktur. Onların defterinde rant vardır, ruhsat vardır, şirketlerin vergisi vardır. Siz yoksunuz.
İşte “başka iş” dediğim tam olarak bu: Şirketlerin kârı, yetkililerin rantı, sizin sağlığınızdan, benim suyumdan, hepimizin toprağından daha önemli görülüyor.
Türkiye, topraklarından çıkarılan altından düşük bir yüzde alıyor. Şöyle düşünün: Bu altını siyanürsüz çıkarsaydık ne olurdu? Katma değer Türkiye’de kalırdı, çevre yıkımı dururdu, “yeşil altın” satardık. Siyanürle üretim yaparak iki kere kaybediyoruz: Doğamızı zehirleyerek ve bu işten yeterince para kazanamayarak.
Bergama’da, İliç’te, Çatalağaç’ta, Fatsa’da akan sadece zehirli su değil, akıp giden bir servet var. Bedelini canımızla ödüyoruz. Alternatif teknolojiler hazır. Tek gereken siyasi irade ve “Ya siyanürsüz üret, ya da defol” diyecek bir hukuk sistemi.
Altın madenciliğinin bedeli, çıkarılan altının değerinin çok üzerindedir. Siyanürsüz yöntemler varken, eski usulde ısrar etmek çevre suçudur.
Türkiye’de yargı kararları hiçe sayılıyor, kesilen cezalar caydırıcı değil. Bir şirkete yedi kez ceza kesiyorsun, aynı ihlali yapmaya devam ediyor. Mahkemeler “dur” diyor, şirketler “devam” diyor.
Bu böyle gitmez. Çünkü altın parlar, ama toprak kanar. Ve bu siyanürlü işte başka bir iş var.
Not: Bu yazı, ifade özgürlüğü ve bilimsel değerlendirme kapsamında kaleme alınmıştır. Yazıda geçen olaylar, tarihsel ve güncel vakalardır; kişi, kurum veya kuruluşları hedef alan bir suçlama, iftira veya hakaret içermez. Yazar, maden şirketleri veya kamu kurumları hakkında kesin bir hukuki tespitte bulunmamakta, sadece kamuoyunun bilgisine sunulan bilgileri derlemekte ve kişisel görüşlerini ifade etmektedir. Bu yazı, hukuki danışmanlık veya resmî bir rapor niteliği taşımaz. Tüm yorumlar, ifade özgürlüğü çerçevesinde yapılmıştır. Eleştiriler, Anayasa’nın 26. maddesi (ifade özgürlüğü) ve 27. maddesi (bilim özgürlüğü) kapsamında değerlendirilmelidir.
Prof. Dr. Ömer DALMAN
Bu ülkeye yapılan en büyük kötülük, siysnür…
Sayın Hocam çok doğru söylüyorsunuz. Umarım hem yöre insanı olarak hem de bilimsel olarak yaptığınız açıklamalarınız yetkili mercilere ulaşır ve sesimiz duyulur. Kaleminize sağlık.
Sevgili hocam merhaba siyanür 10 mg’ı adamı on saniyede öldürüyor yanlış bilmiyorsam memleketim olan Artvin’de ve Karadeniz’in çoğu yerinde siyanür kullanılacak gibi yazık olacak doğaya insanlara tabiata buna karşı önlemleri almak lazım para hirsi son ermesi lazım insanların daha bilinçli daha kültürlü daha medeni olması lazım hep beraber maden’e hayır