LİGİN KADERİNİ DEĞİŞTİRECEK 180 DAKİKA
Taraftarlık bağırmak değildir. Küfür değildir. Sahaya atılan yabancı cisim değildir. Rakibe hakaret hiç değildir. Taraftarlık her şeyden önce bir karakter meselesidir.
Futbol yalnızca sahada oynanan doksan dakikalık bir oyun değildir. Tribünlerdeki heyecan, şehirlerin takımlarıyla kurduğu bağ ve taraftarların sadakati bu oyunun gerçek ruhunu oluşturur.
Bu hafta Karadeniz’de Trabzonspor-Galatasaray, İstanbul’da Fenerbahçe-Beşiktaş derbileri oynanacak. Bu maçlar şampiyonluk yarışının kaderini belirleyebilecektir.
Böylesine kritik haftalarda gözler sadece futbolcularda değil, hakemlerde de olur. TFF’nin bu iki maça atadığı isimler, geçmişte çeşitli yönleriyle tartışılmış hakemlerdir. Peki bir hakemi büyük yapan nedir? Sahaya çıktığında kural kitabını ezbere bilmesi değil, o kitabın ruhunu taşıyabilmesidir.
Türkiye’de hakem tartışmaları maçların önüne geçiyor. Her kritik karardan sonra “şu takımın lehine”, “bu takımın aleyhine” yaygarası kopuyor. Oysa hakemlik, taraftarlık gibi, karakter işidir. Hakem, MHK’nun ve TFF’nin yönlendirmesine, başkanların tehdide varan sözlerine, stadın baskısına, oyuncuların itirazlarına, teknik direktörlerin manipülasyonlarına rağmen doğru kararı verebilecek cesarete sahip olmaktır.
Beklenen, hakemlerin başkalarının beklentilerine göre değil, kendi vicdanları ve mesleki karakterleri doğrultusunda yönetmesidir. Ancak bu sağlanamazsa, maçtan sonra konuşulan yine hakem kararları olur. Futbolun en çok ihtiyacı olan şey tam olarak budur: Sahadaki futbolun konuşulması. Hakemlerin konuşulmadığı bir maç, iyi yönetilmiş bir maçtır.
Unutmayalım ki dünyanın en iyi hakemleri, maçın yıldızı olmayı başarmış hakemlerdir. Maçı sessizce yönetip, soyunma odasına kimsenin aklında soru işareti kalmadan giden hakemlerdir. İşte bu yüzden bu hafta görev yapacak hakemlerin en büyük görevi, sahaya adaleti getirmek ve belirli kesimlerin yönlendirmesine göre değil, kendi iç seslerine kulak vermektir. Hakemliğiniz bitecekse; şerefinizle, haysiyetinizle, karakterinizle, duruşunuzla bitsin. Çünkü unutulan kararlar, hatırlanan duruştur.
Türkiye’de her kulübün kendine özgü bir taraftar kültürü vardır. Beşiktaş coşkusuyla, Fenerbahçe geniş kitlesiyle, Galatasaray Avrupa’daki baskısıyla bilinir.
Ama söz konusu Karadeniz olduğunda tribünlerin ruhu farklıdır.
Trabzon’da futbol günlük hayatın ta kendisidir. Sabahın ilk ışıklarıyla tezgâhını açan balıkçının gözünde bordo-mavi bir renk vardır. Öğle sıcağında dükkânının önünde oturan esnafın aklındaki tek telaş, akşamki maçtır. Okul ziliyle birlikte dışarı fırlayan öğrencinin ilk işi, formasını giymek olur. Gece geç saatlere kadar çay ocağında oturan emeklinin ise muhabbeti asla bitmez. Balıkçı, esnaf, öğrenci, emekli… Hepsinin ortak bir paydası vardır: Konuştukları ilk konu, tartıştıkları ilk dava, sevindikleri ilk haber Trabzonspor’dur. Trabzon’da bir çocuk topa vurmayı öğrenmeden önce Trabzonspor demeyi öğrenir. O armayı tanır, o renkleri kalbine kazır. Trabzon taraftarını asıl güçlü kılan ise coşkusu değil, sadakatidir. Yıllarca süren hasret dönemlerinde, şampiyonluk hayali ertelenirken bile tribünleri dolduran, takımını asla yalnız bırakmayan bir yürektir bu. Çünkü Trabzon’da taraftarlık puanla, kupa ya da zaferle ölçülmez. Burada taraftarlık aidiyetle ölçülür.
Gerçek taraftarlık ne küfürdür ne hakarettir ne de sahaya atılan yabancı cisimdir. Futbol öfkenin değil, tutkunun oyunudur. Trabzon taraftarına yakışan da budur: Rakip takıma giden oyuncuya kin beslemek yerine kendi oyuncusuna destek olmak. Hata yapan futbolcuya sırt çevirmek yerine ona moral vermek.
Bugün Uğurcan Çakır kariyerine Galatasaray formasıyla devam ediyor olabilir. Ancak Trabzon taraftarına yakışan, geçmişte kulübe verdiği emekleri unutmamak ve futbolu düşmanlık üzerinden okumamaktır. Büyük camialar kinle değil, karakterle büyür.
Stat’da maç başladığında tribünlerden yükselen ses, Karadeniz’in rüzgârı gibi sahaya iner. O ses bir şehrin kalp atışıdır. Çünkü büyük taraftarlık gürültüyle ölçülmez.
Trabzon taraftarı büyüktür çünkü sadıktır. Rakibe değil kendi armasına bakar. Kazandığında sevinciyle sahayı, kaybettiğinde desteğiyle tribünü doldurur. İşte Trabzon taraftarını farklı, eşsiz ve güçlü yapan da tam olarak budur.
Prof. Dr. Ömer DALMAN
Çok beğendim Ömer hocam, destekleyici, onarıcı, kazanma taraftarı olan cümleler daha çok hoşuma gitti.Diğer konularda zaten hem fikiriz. Eline kalemine sağlık hocam.
🙏🙏🙏
Ömer hocam yazılarını büyük bir zevkle okuyorum, kalemine, yüreğine sağlık…
Teşekkürler İbrahim Bey.