61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

APARTHEİD’İN ANATOMİSİ VE MODERN DÜNYA « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

APARTHEİD’İN ANATOMİSİ VE MODERN DÜNYA

APARTHEİD’İN ANATOMİSİ VE MODERN DÜNYA
Son Güncelleme :

23 Nisan 2026 - 20:54

65 Görüntüleme

Apartheid, Afrikanca’da “ayrılık” anlamına gelen bir kelime. Ancak bu basit tanım, 20. yüzyılın en sistematik ve şiddetli ırkçı rejimlerinden birinin ideolojik çekirdeğini anlatmaya yetmez. Apartheid, bir devletin nüfusunu ırksal kategorilere ayırarak bu gruplar arasında mutlak bir hiyerarşi kurduğu; siyasi, ekonomik, sosyal ve coğrafi ayrımcılığı yasalarla ve devlet şiddetiyle dayattığı bir sistemin adıdır. Bu yazıda, apartheidin klasik tanımı Güney Afrika örneği üzerinden açıklayacak ardından bu kavramın uluslararası hukuktaki evrensel suç tanımına nasıl dönüştüğü ve günümüzdeki bazı tartışmalara nasıl konu olduğu incelenecektir.

Apartheidin laboratuvarı en somut ifadesiyle, 1948’de resmi devlet politikası haline geldiği Güney Afrika’ydı. Sistem; “Beyazlar”, “Siyahlar”, “Renkliler” ve “Hintliler” şeklinde katı bir ırksal sınıflandırmaya dayanıyordu. Bu sınıflandırma, sadece bir kimlik etiketi değil, hayatın her alanını belirleyen bir kader çizgisiydi. 1950’de kabul edilen Nüfus Kayıt Yasası ile her vatandaş devlet tarafından belirlenen bir ırka kaydedildi. Ardından gelen Grup Alanları Yasası, şehirleri etnik temizlik mantığıyla yeniden haritalandırdı. Beyaz olmayan topluluklar, kent merkezlerinden koparılarak altyapısız, uzak “township”lere veya “Bantustan” adı verilen, ekonomik olarak yaşayamayacak, sözde bağımsız bölgelere sürüldü. Bu, sadece bir yer değiştirme değil, bir varoluş mücadelesinin dayatılmasıydı.

Geçiş Yasaları, beyaz olmayanların hareket özgürlüğünü yanlarında taşımak zorunda oldukları “dompas” (geçiş belgesi) ile kısıtladı. Evlilikler ve cinsel ilişkiler Ahlaksızlık Yasası ile düzenlenirken, Bantu Eğitim Yasası, siyah çocuklara sadece hizmetkâr olmayı öğretecek bir eğitim sistemi getirdi. İnsan hakları ihlalleri; oy hakkının tamamen elinden alınmasından mesleki kısıtlamalara, kamu alanlarındaki ayrımcılıktan polis devletinin işkence ve infazlarına kadar uzanıyordu. Bu yasal çerçeve, Hannah Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramını aşan, “kötülüğün bürokratik olarak sistemli hale getirilmesi” olarak işliyordu.

Ancak apartheid, Güney Afrika ile sınırlı kalmadı. Uluslararası toplum, bu insanlık dışı sistemi teşhis etmek ve kınamak için harekete geçti. 1973’te Birleşmiş Milletler, Apartheid Suçunun Bastırılması ve Cezalandırılması Uluslararası Sözleşmesi’ni kabul etti. Daha sonra, 1998 Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisine giren “insanlığa karşı suçlar” arasında “apartheid suçu” açıkça tanımlandı. Hukuki tanım, Güney Afrika modelinden soyutlanarak evrenselleştirildi.

Buna göre apartheid, “bir ırk grubunun diğer bir ırk grubu üzerinde egemenlik kurması ve sürdürmesi amacıyla, insanlık onuruna karşı ağır saldırılar oluşturan; örneğin öldürme, köleleştirme, işkence, keyfi tutuklama, ekonomik-sosyal haklardan mahrum bırakma gibi insanlığa karşı suçların işlenmesini içeren bir baskı rejimi” olarak tarif edildi. Bu kritik adım, apartheidin artık belirli bir ülke ve tarihle özdeşleşmiş bir rejim değil, herhangi bir devlette ortaya çıkabilecek bir suç kategorisi olduğunu ilan etti.

İşte bu evrensel hukuki tanım, günümüzdeki en ateşli uluslararası ilişkiler ve insan hakları tartışmalarından birinin merkezinde yer alıyor: İsrail’in Filistinliler üzerindeki politikaları. Amnesty International ve Human Rights Watch gibi önde gelen insan hakları örgütleri, İsrail’in hem İsrail vatandaşı Filistinlilere hem de işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilere yönelik politikalarını kapsamlı raporlarla analiz etmiş ve bu politikaların hukuki apartheid tanımının unsurlarını taşıdığı sonucuna varmıştır.

Batı Şeria’daki yerleşim birimleri, ayrı yollar, askeri kontrol noktaları, farklı hukuki rejimler (İsrailliler için sivil, Filistinliler için askeri mahkemeler), Gazze’nin abluka altına alınması ve vatandaşlık temelinde ayrımcı yasalar gibi uygulamalar, bir grubun diğeri üzerinde sistematik üstünlük ve baskı kurduğu iddialarını güçlendirmektedir. İsrail hükümeti bu iddiaları şiddetle reddetmekte, politikalarının güvenlik ihtiyacından kaynaklandığını savunmaktadır. Bu tartışma, apartheid kavramının artık sadece tarih kitaplarında değil, güncel siyasi ve hukuki mücadelelerin merkezinde nasıl yer aldığının çarpıcı bir göstergesidir.

Apartheid, Güney Afrika’daki somut tarihsel pratiğin ötesinde, insan onuruna yönelik organize bir saldırının sembolik kodudur. Onu anlamak, sadece geçmişteki bir rejimi değil, bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı biçimlerde tezahür edebilen bir tahakküm mantığını çözümlemektir. Apartheidin kalıcı dersi; ırk, etnisite veya milliyet temelinde kurumsallaştırılan her türlü ayrımcı hukuki rejimin, nihayetinde insanlığın ortak vicdanı ve uluslararası hukuk tarafından mahkûm edileceğidir. Güney Afrika’daki duvarlar yıkıldı ancak zihinlerdeki ve politik sistemlerdeki ayrıştırıcı çizgileri tespit etmek, çağdaş dünyanın en acil entelektüel ve ahlaki görevlerinden biri olmaya devam ediyor. Apartheid, bir uyarı olarak tarihte durmakta; bize, devlet eliyle inşa edilen her hiyerarşinin, nihayetinde insanlığın ortak geleceğine karşı işlenmiş bir suçun potansiyel taşıyıcısı olduğunu hatırlatmaktadır. Saygılarımla, vesselam.

Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK

EN ÇOK KAZANANLAR

EN ÇOK KAYBEDENLER

EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

DÖVİZ KURU

BIST100
DOLAR
EURO
BITCOIN
ÇEYREK ALTIN
GRAM ALTIN
0
Would love your thoughts, please comment.x