Geçen makalemde
Birkaç doktordan bahsetmiştim…
Büyük özveri gerektiren
Doktorluk mesleğiyle
Devam edelim istedim…
…
O bir,
Gencecik doktor…
İdealist
Ve
Hayalleri olan
Bir doktor adayıydı…
Devletine, milletine,
Bayrağına,
Vatanına hizmet etmeyi
Hep hayal etmiş,
Bu hayalini gerçekleştirmek,
Bütün gayesi olmuştu…
Cerrahpaşa’da
Okumak için
Trabzon’dan yola çıkmıştı…
6 yıl evet
Bir hayaline kavuşmak için
6 yıl boyunca
İstanbul’un
O
Keşmekeşliğinde okumuş,
Binlerce hastaya
Yardımcı olmaya çalışmıştı…
İşinde çok başarılı,
Bir doktor olacağını hocaları
Ona söylüyordu…
18 Milyonluk
İstanbul’un
O keşmekeşliğinde,
İşinde başarılı olduğu kadar
Sanata ilgi duymuştu…
Şiirler yazıyor,
İstanbul Haliç’te içtiği çorbalar eşliğinde
Türküler söylüyordu…
İstanbul’un
O kalabalığında doktor adayı
Buğrahan Tüysüz,
Anne, baba,
Eş, dost, arkadaştan ayrı olmanın
Hüznü ile
Adeta içine kapanıyordu…
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin
Tarihi koridorları
Ona ilham vermiş,
Günde
Yüzlerce hastanın sorunlarını dinleyip,
Onları tedavi etmesi
İşine olan aşkını depreştiriyor,
Dinlenmeye gidip,
Haliç kıyısında içtiği çorbayla beraber
Şiirler yazmaya başlıyordu…
Dr. Buğrahan Tüysüz
6 yıl boyunca
Hep
Bu tempoyla Doktorluğa adım attı…
Trabzonlu
Dr. Buğrahan Tüysüz
Türkülere konu olan
Türkiye’nin
En önemli tıp fakültesi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni
2018 yılında bitirdi…
İsterse
Türkiye’nin
En önemli hastanelerinde görev yapardı…
Çünkü
Başarılı bir öğrenci,
İdealist bir doktor,
Devletine,
Milletine, bayrağına çok sevdalıydı…
Ancak
O,
Kendine en çok ihtiyaç duyulan
Bir yeri seçti…
Belki de
İstanbul’un kalabalığında
Hissettiği yalnızlığı,
Karadeniz’in dağlarına
Yazacağı dizelerle anlatacaktı…
Çünkü
Hekimlik mesleği
İnsanlara faydalı olmak için
En önemli kararını veriyordu…
Önünde bütün yollar açıktı.
Uzmanlık,
İstanbul’da bir hastanede kalmak,
Para kazanıp
Cebini doldurmak için özel sektör…
Ama o,
Diplomasını alır almaz
Yüzünü,
Karadeniz’in dağlarına döndü…
Şiran’ın Yeşilbük Beldesi’ne,
Yemyeşil bir köye geldi.
Neden mi?
Çünkü
“Hekimlik, en çok ihtiyaç duyulan yerde
Kıymetlidir” diye düşündü.
İstanbul’dan sonra Yeşilbük’te hekimlik
Cerrahpaşa’da günde
100 hasta bakarken,
Yeşilbük’ te
Bazen bütün beldenin sağlığı ona emanet.
Burada MR yok,
Tomografi yok,
konsultasyon atacak yan dal uzmanı yok.
Ama o, Cerrahpaşa’da öğrendiği
O temel hekimlik refleksiyle,
Bir stetoskop ve
Güler yüzle destan yazıyor.
Bu görev sırasında
İki kez Covid’e yakalanıyordu…
Biri 2020’nin en ağır günlerinde,
Diğeri varyant döneminde…
Ateşiyle, öksürüğüyle boğuşurken bile
Aklı hastalarındaydı…
“Ben yatarsam,
Beldenin tansiyonunu kim ölçecek” der,
İyileşir iyileşmez,
Maskesini takıp yine
Aile Sağlık Merkezi’nin yolunu tutardı…
Çünkü biliyordu: Burada hekimlik,
Kendini siper etmekti.
Kışın -20’yi gören Şiran ayazında,
Yollar kapandığında panik yapmazdı…
Çünkü bilir ki
Burada doktor, aynı zamanda 112,
Aynı zamanda sağlık kabini,
Aynı zamanda dert ortağıdır…
Sobanın çıtırtısı eşliğinde
Muayene eder hastasını.
İstanbul’daki
Lüks hastanelerdeki konfor yoktur belki,
Ama
Bir teyzenin “Trabzon’un uşağısın,
Cerrahpaşa’da okumuşsun,
Bize geldin
Allah razı olsun” duası vardır…
Yeşilbük’ün insanı
İstanbul’daki gibi randevu alıp gelmez…
Tarladan,
Ahırdan, yayladan çıkar gelir
Ve
Buğrahan Hoca da
Bunu bilerek yaklaşır hastasına…
“Doktor bey” değil,
“Buğrahan evladım” derler ona…
Şekeri olan Hasan Amca’ya
Cerrahpaşa’daki hocalarından öğrendiği
En güncel tedaviyi anlatır,
Ama bir de ekler:
“Amca, sen bu pekmezi biraz azalt.”
6 yıl İstanbul’da gördüğü
Vaka çeşitliliği sayesinde,
En ufak belirtide tehlikeyi sezer.
Gerekirse hastasını alır,
Şiran Devlet Hastanesi’ne kendi götürürdü…
Çünkü
Bilir ki burada sevk zincirindeki gecikme,
Hayata mal olabilir…
Koruyucu hekimliği merkeze koyar,
Cerrahpaşa’da öğrendiği gibi,
“Hastalık gelmeden önlemek” için
Kapı kapı gezer, aşının önemini anlatır,
Tarama yapar…
Yeşilbük’ün güzelliğinde
Sabah yürürken
Kelkit Çayı’nın sesi,
Cerrahpaşa’nın koridorlarındaki uğultudan
Daha şifalıdır ona…
Beldenin tarihi Bük Köprüsü’nden geçerken,
“İyi ki gelmişim” der içinden…
Çünkü
Hekimlik sadece bilim değil,
Vefa işidir.
İstanbul’un imkânlarını bırakıp,
Trabzon’dan aldığı mertlikle Anadolu ya,
Kendi insanına hizmet etmeye geldi.
Yeşilbük’ün çocuklarına,
İhtiyarlarına,
“Büyük şehirlerdeki doktorlardan
Ne eksiğiniz var” dedirtmek için geldi.
Cerrahpaşa’nın bilgisini,
Karadeniz’in şiirini,
Hekimliğin vicdanıyla birleştirdi.
Dr. Buğrahan Tüysüz,
Şiran’ın
Yeşilbük Beldesi’nde
Sadece bir aile hekimi değil;
İstanbul’da aldığı ışığı,
Memleketin en ücra köşesine taşıyan
Bir gönül neferiydi o…
İyi ki bu ülkede
Dr. Buğrahan Tüysüz’ler var…
Ve
Bu kadar
Çabalara rağmen,
Bu ülke bölünmüyorsa,
Bu ülkenin
Bir olması için çalışan
Dr. Buğrahan Tüysüz gibilerin
Çoğalması dileğiyle,
Hoş kalın, hoşça kalın…
28.06.2026
Rahman AYHAN
Gazeteci-Araştırmacı Yazar