61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

KIBRIS ADASI, GARANTÖRLÜK VE KIRILGANLIK « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

KIBRIS ADASI, GARANTÖRLÜK VE KIRILGANLIK

KIBRIS ADASI, GARANTÖRLÜK VE KIRILGANLIK
Son Güncelleme :

21 Temmuz 2026 - 19:47

68 Görüntüleme

Kıbrıs meselesi, sadece bir adanın kime ait olduğuyla ilgili değil. Aslında bu, Doğu Akdeniz’in dengelerini, Türkiye’nin kendini nasıl konumlandırdığını ve iki toplumun bir arada yaşama ihtimalini sorgulatan çok daha derin bir hikâyedir. Her şey, adanın Osmanlı’dan kopuşuyla başlıyor. 1878’de İngilizler adaya geçici olarak yerleşiyor, 1923’te Lozan’la bu durum hukuki bir veda halini alıyor. Ama Türkiye için Kıbrıs hiçbir zaman sadece bir ada olmadı; hep stratejik bir derinlik, hep Türkiye’nin bir parçası olarak kaldı.

1950’lerde Enosis haykırışları yükselirken, buna karşı gelişen Türk direnişi adayı adeta bir iç savaşın eşiğine getirdi. 1960’ta Zürih ve Londra’da imzalanan anlaşmalarla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, bir ortaklık devleti olarak düşünülmüştü. Ama bu ortaklık yürümedi. Anayasa kilitlendi, 1963’ten 1974’e kadar geçen sürede ada fiilen Rum kesiminin kontrolüne, hatta bir bakıma Yunanistan’ın gölgesine girdi.

1974, her şeyi değiştiren o büyük kırılmaydı. Yunanistan’daki cunta, adaya darbe yaparak el koymaya kalkışınca Türkiye, Garantörlük Anlaşması’nın 4. maddesine dayanarak müdahale etti. Bu müdahale sadece adanın kuzeyinde bir Türk yönetimi kurmakla kalmadı; iki toplum arasındaki sınırları hem fiziksel hem de psikolojik olarak keskinleştirdi.

Bu yüzden, sık sık duyduğumuz “Askıdaki Egemenlik” kavramı burada anlam kazanıyor. Adanın statüsü, uluslararası hukuk açısından hâlâ tam olarak oturmuş değil. 1983’te ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıyan tek ülke Türkiye oldu. Bu da çözümsüzlüğü hukuki bir krize dönüştürdü.

Bugün geldiğimiz noktada ise sorun, iki farklı egemenlik iddiası ile Doğu Akdeniz’deki doğal gaz ve petrol paylaşımı arasında sıkışmış durumda. Türkiye’nin Mavi Vatan doktrini, Kıbrıs’ı bir “uçak gemisi” olarak değil, vazgeçilmez bir kara parçası olarak görüyor. Yani Kıbrıs, Türkiye’nin gelecekteki dış politikasında bir pazarlık kozu değil, stratejik olarak değişmez bir nicelik… 2004’teki Annan Planı’nın Rum kesimi tarafından reddedilmesi de işin bir başka yüzü. O zaman ortaya çıkan tablo şuydu: Türk tarafı çözüme hazırdı ama Rum tarafı adanın tamamında hak iddia ediyordu.

Kıbrıs sorununun çözümü sadece iki toplum arasında imzalanacak bir anlaşmaya indirgenemez. Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselişi, Avrupa Birliği’nin genişleme politikasındaki tıkanıklıklar ve Doğu Akdeniz’deki enerji rekabeti, adadaki geçerli olan durumu sürdürülebilir kılıyor. Türkiye’nin geleceği, Kıbrıs’ta güvenlik garantörlüğünü devam ettirme kararlılığına bağlıdır.

Bu nedenle; “Kıbrıs-Ada, Garantörlük ve Kırılgan Gelecek” başlığı tam da olayın özünü anlatmaktadır. Bir ada, tarihsel garantiler ve bu garantilerin korunması için sürekli yeniden kurulması gereken kırılgan bir siyasi dengedir. Kısaca, Türkiye’nin garantörlüğü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceği için olmazsa olmazdır. İsrail, GKRY ve Yunanistan’ın son zamanlardaki arkadaşlıkları ile Fransa’nın uzaktan pısırık nağmelerini dikkatlice izlemekte yarar olacaktır. Bu yüzden Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dış politikası, zaman içinde yaşanacak gelişmelere hazır olmalıdır.

 

Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK

EN ÇOK KAZANANLAR

EN ÇOK KAYBEDENLER

EN ÇOK İŞLEM GÖRENLER

YORUM YAP

5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

DÖVİZ KURU

BIST100
DOLAR
EURO
BITCOIN
ÇEYREK ALTIN
GRAM ALTIN
0
Would love your thoughts, please comment.x