HAKEM Mİ, BASKI MI? FUTBOLUN ÇÖZÜLEMEYEN DENKLEMİ
Dün oynanan Fenerbahçe – Beşiktaş derbisi yine sadece futboluyla değil, hakem kararlarıyla da konuşuldu. Derbiler zaten yüksek tansiyonlu olur; ama bazen bir düdük, 90 dakikalık emeğin önüne geçer. Bu kez tartışmaların merkezinde hakem Yasin Kol vardı.
Üstelik bu tartışma, Türk futbolunda hakem yönetimine dış müdahale iddialarının sıkça konuşulduğu bir dönemde yaşandı. Hakem atamaları, VAR kararları ve Federasyon başkanı Hacıosmanoğlu’nun müdahalesinin tartışıldığı bir ortamda, derbide verilen bu karar doğal olarak şüpheleri ve tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Pozisyonun tekrarlarına baktığınızda ilk göze çarpan şey şu: Hakem pozisyona oldukça uzak. Futbolun en temel hakemlik prensiplerinden biri; pozisyonu net görmüyorsan, yardım al. Çünkü sahada yalnız değilsin. Yardımcı hakemlerin var, VAR sistemi var. Yani karar vermeden önce bakılacak, danışılacak, değerlendirilecek birçok mekanizma mevcut.
Peki böyle bir durumda ne yapılmalıydı? Önce yardımcıya bakılmalıydı. Yardımcıdan net bir işaret gelmiyorsa pozisyonun tamamlanmasını ve VAR’ın devreye girmesini beklemek olmalıydı. Modern futbol zaten bunun için teknolojiyi kullanıyor. Ama tüm bunlar beklenmeden bir anda düdük çalıp penaltı noktasını göstermek, derbi atmosferinde adeta fitili ateşlemek anlamına geliyor.
Hakemlik cesaret ister ama acelecilik değildir. Cesaret, doğru kararı verebilmek için gerektiğinde birkaç saniye bekleyebilmekten geçer. Çünkü verilen karar sadece bir pozisyonu değil, tribünleri, futbolcuları ve hatta haftalarca sürecek tartışmaları etkiler.
Dün yaşanan tam da buydu. Bir düdük çalındı ve bir anda saha içi gerildi, tribünler karıştı, futbolun önüne yine hakem konuşmaları geçti. Üstelik böyle kararlar, zaten hassas olan “hakemlere müdahale ediliyor mu?” tartışmalarını daha da büyütüyor. Futbolun konuşulması gereken yerde, yine yönetim ve hakem tartışmaları gündemi kaplıyor.
Bir başka dikkat çeken nokta ise verilen penaltı kararının yalnızca rakip takım taraftarlarını değil, Fenerbahçeli birçok futbolseveri de ikna edememiş olmasıydı. Sosyal medyada ve yorumlarda, “Bu pozisyon penaltı mı gerçekten?” sorusunun Fenerbahçeli taraftarlar tarafından da dile getirildiği görüldü. Futbolun en sağlıklı tarafı da aslında budur: Taraftar kimliğinden bağımsız olarak adalet duygusunun ağır basması. Çünkü futbolun güvenilirliği, sadece doğru kararlarla değil, verilen kararların herkesin vicdanında karşılık bulmasıyla mümkündür.
Üstelik tartışmalar sadece sahadaki pozisyonla da sınırlı değil. Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı’nın geçmişte yaptığı bir açıklama hâlâ hafızalarda. Trabzonspor başkanı olduğu dönemde Ali Koç hakkında yaptığı sert açıklamalar sonrası, daha sonra “Ben o dönem Trabzonspor başkanıydım, öyle konuşmam gerekiyordu” şeklindeki bir nevi özrü kameralara yansımıştı. Bu sözler ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Bugün federasyon başkanı olarak yaptığı açıklamalar için yarın kime ya da kimlere özür dilemek zorunda kalacak?
Ayrıca hakem ataması da tartışmanın başka bir boyutu. Trabzon kökenli bir hakemin, Trabzonspor’un şampiyonluk yarışında olduğu bir sezonda Fenerbahçe – Beşiktaş gibi kritik bir derbiye atanması zaten başlı başına soru işaretiydi. Hakemler profesyoneldir, tarafsız olmak zorundadır; ancak futbol psikolojisi bazen çok ince dengelerle çalışır. Böyle bir ortamda hakemin zihninde “Fenerbahçe aleyhine hata yaparsam Trabzonspor için yaptı denir” gibi bir baskının oluşması bile ihtimal dahilindedir. Bu tür psikolojik yüklerle sahaya çıkan bir hakemin kararlarının daha da fazla tartışılması kaçınılmaz olur.
Yaşanmış bir örnek tam da bunu doğruluyor; hem de Türkiye futbol tarihinin en kritik sezonlarından biri olan 2010-2011 sezonunda. TFF’nin hayata geçirdiği Federasyon Medya Temsilcisi (FMT) uygulamasının başladığı ilk sezonda, Trabzonspor – Fenerbahçe müsabakasına Trabzonlu bir temsilci atandı. O gün o temsilci, sağlıklı görev yapamayacağını görerek doğru olanı yaptı ve TFF’ye geri bildirimde bulundu. O günün Temsilciler Kurulu bu yaklaşımı takdirle karşıladı. Bugün ise aynı temsilci, Federasyon’un adaletsiz uygulamalarına ve temsilcilere yönelik mobbing uygulanmasına sessiz kalmadı. Tepkisini net bir şekilde koydu ve artık maçlarda görev almayacağını bildirdi. Peki bir temsilci gelecekteki tehlikeyi önceden görmüş ve doğru olanı yapmışsa, aynı sağduyuyu bir hakemin de göstermesi beklenemez miydi?
Oysa derbiler futboluyla hatırlanmalı. Goller, taktikler, oyuncular konuşulmalı. Ama biz yine pozisyonu, düdüğü ve hakemi konuşuyoruz.
Aslında konuşmamız gereken bambaşka bir şey vardı. Bu kadar büyük bütçelerle kurulan kadrolara rağmen sahada neden bu kadar düşük tempolu, kalitesiz bir derbi izledik? Neden iki takım da futbol anlamında beklentilerin bu kadar uzağında kaldı? Dün o düdük çalınmasaydı belki bugün hakemi değil, sahadaki oyunu tartışacaktık. “Bu kadar para harcanan kadrolarla bu nasıl derbi, bu nasıl futbol?” diye soracaktık.
Hakemlerin işi zor, bunu herkes kabul ediyor. Ancak zor olan bir meslekte en önemli şey, karar verirken sağduyuyu kaybetmemek. Özellikle de milyonların izlediği bir derbide.
Sonuç olarak şu soruyu sormak gerekiyor: Eğer pozisyona uzaksan, emin değilsen ve yardım alma imkânın varsa, neden hemen düdüğe sarılırsın?
Futbolda güven sadece doğru kararlarla değil, doğru ortamı oluşturmakla sağlanır. Hakem atamalarından federasyon yönetimine kadar her adımın şüpheden uzak olması gerekir. Çünkü futbol sahasında en çok ihtiyaç duyulan şey yalnızca kurallar değil, aynı zamanda güven duygusudur.
Bugün gelinen noktada ise en büyük sorun, Türkiye Futbol Federasyonu’nun futbol kamuoyunda oluşturması gereken güven ortamını neredeyse tamamen kaybetmiş olmasıdır. Hakem atamaları tartışmalı, verilen kararlar tartışmalı, yapılan açıklamalar tartışmalı. Böyle bir ortamda sahada çalınan her düdük, ister istemez şüpheyle karşılanır. Oysa federasyonun en temel görevi tartışmaları büyütmek değil, adalete olan inancı güçlendirmektir. Güven kaybolduğunda ise futbol sadece bir oyun olmaktan çıkar; herkesin kararların arkasında başka nedenler aradığı bir tartışma alanına dönüşür. Futbolun en tehlikeli noktası da tam olarak burasıdır.
Futbol bazen bir saniyelik sabır ister. Dün o sabır gösterilseydi belki de bugün bir penaltı pozisyonunu değil, derbinin futbol kalitesini konuşuyor olacaktık.
Not: Bu yazı, ifade ve basın özgürlüğü kapsamında; kamu yararı gözetilerek kaleme alınmış eleştiri ve yorumlardan ibarettir. Kişilik haklarına saldırı veya iftira amacı taşımaz.
Prof. Dr. Ömer DALMAN
Ömer hocam sen eski bir hakem olarak hakemin penaltı kararını eleştirmeni yadırgıyorum.” Pozisyona çok uzak değil ve görüş alanında, müdafi oyuncu topa hamlesi topa dokunuyor amma sağ ayak rakibin ayağını süpürüyor ” bana göre Yasin iyi maç yönetti ve siyah- beyaz hata yapmadı.
Mustafa Bey, görüşünüzü paylaştığınız için teşekkür ederim.
Yazımı dikkatle okuduğunuzu varsayıyorum. Yazının hiçbir yerinde “penaltı değildi” ya da “penaltıydı” gibi net bir ifade kullanmadım. Zaten bilinçli olarak kullanmadım. Çünkü amacım, pozisyonun lehinde ya da aleyhinde bir hakemlik yapmak değil; hakemin karar verme sürecindeki yöntem hatasını tartışmaya açmaktı.
Şimdi sizin itirazınıza gelelim:
1. “Pozisyona çok uzak değil” diyorsunuz. Tekrar izleyelim: Yasin Kol, pozisyon anında, oyunculara yaklaşık 35 metre gerisinde ve koşu yönüne göre müdahaleyi net görmesi fiziksel olarak zordu. Temel hakemlik eğitiminde öğretilen şey: “Net görmüyorsan yardım al.” Yardımcı hakem ve VAR varken neden beklenmedi? Benim eleştirdiğim nokta bu.
2. “Sağ ayak rakibin ayağını süpürüyor” diyorsunuz. Bu tespitinizde haklı olabilirsiniz. Ama o zaman soru şu: Eğer pozisyon netse, neden bu kadar tartışma çıktı? Fenerbahçeli taraftarlar bile “penaltı mıydı?” diye soruyorsa, ortada bir belirsizlik var demektir. Hakemlikte altın kural: Şüphe varsa, acele etme.
3. “Yasin iyi maç yönetti, siyah-beyaz hata yapmadı” diyorsunuz. Bu sizin kişisel değerlendirmeniz. Ben yazımda “kötü maç yönetti” demedim. Dedim ki: Acele karar, derbinin fitilini ateşledi. Bir hakemin iyi yönettiği bir maçta bile tek bir acele karar, 90 dakikanın tartışılmasını engelleyebilir. Dün akşam bunu yaşadık.
Son olarak: Ben hakemliği çok yapmamış olsam da, temel eğitimi tam olarak almış ve 17 yıl temsilci olarak saha içini iyi bilen birisiyim. Hakemlerin yanında olduğumu hiç saklamadımm. Ama hakemlik mesleğinin gereği, doğru karar kadar doğru süreç yönetmektir. Dün süreç yönetimi eksikti. Bunu söylemek, hakemi hedef göstermek değil, mesleğe saygıdır. Maç günü sosyal medyada şu paylasimi yaptım. ”
Yasin Kol iyi hakem. Derbiye atanması çok eleştiriliyor ama normalde bu kadar konuşulmazdı. Hakemsizlikten sık atanıyor, asıl sorun bu. Hakem de bundan etkileniyor. Hacıosmanoğlu’nun söylemlerini takmaz, dış faktörlere izin vermezse bu akşam Fenerbahçe-Beşiktaş … iyi yönetir.” https://x.com/i/status/2040788053258555867
Saygılarımla.
Ömer Bey, kararlıydım; yazmayacaktım artık. Ama dayanamadım, söylemeden edemeyeceğim: Temsilci olmak bir duruş meselesidir, karakter işidir. Ne var ki bu yeniler öyle garip ki… Kurul gibi liyakat yok, sosyallik yok, muhabbet yok, yani yok yok. O eski kültürden, o incelikten, o özden eser yok. Haliyle gelecek de iyi görünmüyor. İçim karardı doğrusu. Saygılar, selamlar.
Ömer Hocam futbol günümüzün en önemli iletişim aracıdır, en iyi durumu belli eden makaleniz için tebrik ederim…
Ömer hocam önemli ve yol gösterici tespitleriniz için teşekkürler. Bu yazınızı temsilciler kurulu ve mhk üyeleri okur ve bundan ders alarak eğitimlerinde bu önerilerinizi inşallah kullanırlar.
Kerem Bey, iyi dilekleriniz için teşekkür ederim.
Maalesef bugünün TFF’si ve kurullarının bunu yapabilmesi mümkün görünmüyor. Çok az liyakatli insan var. Ama umudum şu: Tüm seçiciler bunu görecek ve artık onlar da “Liyakatli insanlar gelmeli” diyecek. İşte o zaman düzelme başlayacak.
Çünkü Türk futbolu kaybediyor, kulüpler kendilerini batağa sürüklüyor. TFF’nin hatası yüzünden bir hakeme saldırı, Ankaragücü’nün, Malatyaspor’un, Giresunspor’un ne hâle geldiği ortada. Birçok kulübün maçlara çıkamadığını görüyoruz.
Merhaba sevgili hocam bana kalırsa Yasin kol hakemin verdiği pozisyon penaltı ancak Trabzonspor’un şampiyonluk yarışında olduğu bir ortamda Trabzonlu hakemin bu maça verir misin bence yanlış Türkiye’de bir ayeti yedi tane hoca çözemiyor bir pozisyonu kaç tane hakem aynı kararla veremiyor bence Türkiye’de ilk önce eğitim daha sonra eğitim en sonunda eğitim lazım ama her konuda her alanda futboldan anlamayan federasyon başkanı futboldan anlamayan kulüp baskanlari varken bir de Türkiye’de iddia denilen bahis şirketleri varken Türkiye’de futbol hep böyle tartışılır olur liyakat liyakat liyakat kendine iyi bak Allaha emanet ol kal sağlıcakla hocam yazılarınızı merakla bekliyoruz