61Medya
Çift Yönlü Kartvizit
1000 Adet – 1200₺
Ücretsiz tasarım
Tüm illere kargo
A5 Tek Yönlü El İlanı
1000 Adet – 2300₺
Web Tasarım
Modern & özgün tasarımlar
WhatsApp: 0553 416 52 70 Mağazayı Ziyaret Et
Anadolu Basın Birliği Trabzon Şubesi
REKLAM ALANI
Markanızı
bu alanda
duyurmak ister misiniz?
Bizimle İletişime Geçin

Dini Buzdağı « ABB 61 – Anadolu Basın Birliği Trabzon

Dini Buzdağı

Dini Buzdağı
Son Güncelleme :

26 Ağustos 2026 - 10:42

13 Görüntüleme


Haber / Köşe Yazısını Dinle
--:--

Görünen Sevgi, Görünmeyen Karanlık. Bir buzdağının denizin üzerinde kalan bölümü, gerçekte taşıdığı kütlenin yalnızca küçük bir parçasıdır. Asıl büyük bölüm suyun altında saklıdır. Din üzerinden yürütülen tartışmaları anlamak için bu benzetme oldukça çarpıcıdır. Buzdağının tepesinde tek bir sözcük vardır: SEVGİ.
Peki suyun altında ne var? Nefret, açgözlülük, bağnazlık, kadın düşmanlığı, boyun eğdirme, homofobi, çağ dışı düşünceler, beyin yıkama, çocuk istismarı, baskı, korku, yalan ve toplumsal ayrışma… Asıl tehlike burada başlıyor. Çünkü sorun dinin kendisinden çok, dinin siyasal ve toplumsal çıkarlar uğruna araçsallaştırılmasıdır.
İnanç insanın vicdanını büyütüyorsa değerlidir. Ahlakı güçlendiriyorsa anlam kazanır. Merhameti çoğaltıyorsa insanidir. Fakat din; insanları susturmanın, kadınları ikinci plana itmenin, çocukları baskı altında tutmanın, farklı düşünceleri düşmanlaştırmanın ve toplumu korkuyla yönetmenin aracına dönüştürülüyorsa ortada ciddi bir toplumsal yara vardır.
Üstelik bu tartışmada hakkaniyetli olmak gerekir. Milyonlarca samimi inanan insanı hedef göstermek, asıl sorunu görünmez hale getirir. Hedef alınması gereken inanç sahipleri değil, dini kendi siyasal ve toplumsal çıkarları için kullanan anlayıştır.
Çünkü gerçek inanç insanı küçültmez; vicdanını büyütür. Korkuyla yönetmez; düşünmeye ve sorgulamaya alan açar. Kadını aşağılamaz; insan onurunu yüceltir. Çocuğu istismar etmez; çocuğu korur. Bilimi düşmanlaştırmaz; aklın ve bilginin yolunu açar. Farklı olana kin beslemez; insanı insan olduğu için değerli görür.
Türkiye’nin temel sorunlarından biri, yıllardır bazı siyasal aktörlerin din ile siyasetin sınırlarını birbirine karıştırmasıdır. Bir siyasetçi eleştirildiğinde hemen dini savunma kalkanı oluşturuluyorsa, bir kadın eşitlik talep ettiğinde geleneksel değerler öne sürülüyorsa, bir çocuk bilimsel eğitim istediğinde manevi değerler gerekçesiyle bilimin önüne duvar örülüyorsa, farklı yaşam biçimine sahip insanlar ötekileştiriliyorsa artık tartışmamız gereken konu yalnızca inanç alanı değildir. Burada doğrudan doğruya siyasal iktidar ve toplumsal özgürlükler gündeme gelir.
Çünkü siyasetçinin dini kullanarak kendisine dokunulmaz bir alan yaratması, demokratik toplum açısından büyük bir tehlikedir. Din kutsal kabul edilebilir. Siyaset ise her zaman sorgulanabilir, eleştirilebilir ve denetlenebilir. Demokratik düzenin temel güvencelerinden biri de budur. Siyasetçi hesap verecek. Devlet yurttaşına eşit davranacak. Kadın ve erkek eşit yurttaşlık temelinde yaşayacak. Çocuk korunacak. Bilim özgür olacak. Düşünce ve ifade özgürlüğü güvence altında tutulacak. İnanan da inanmayan da aynı hukuk düzeninin korumasından yararlanacak.
Bütün bunların güvencesi ise laik hukuk devletidir. Laiklik dine düşmanlık anlamına gelmez. Laiklik, devletin bütün inançlar karşısında eşit mesafede durmasıdır. Laiklik, inanan insanın da inanmayan insanın da özgürlüğünü korur. Laiklik, dinin siyasetin emrine girmesine karşı toplumu korurken siyasetin de dini kullanarak topluma hükmetmesinin önüne geçer. Buzdağının tepesindeki en önemli sözcük “sevgi” ise, asıl mesele bu sevgiyi hayatın tamamına yayabilmektir.
Sevgi varsa nefret küçülür.
Sevgi varsa şiddet geriler.
Sevgi varsa çocuk korunur.
Sevgi varsa kadın özgürleşir.
Sevgi varsa farklılıklar tehdit olarak görülmez.
Sevgi varsa insanın aklına, vicdanına ve özgür iradesine saygı duyulur.
Din üzerinden siyaset yapanlara şu soruyu sormak gerekiyor: İnsanı korkutan mı, özgürleştiren mi? Kadını susturan mı, onurlandıran mı? Çocuğu baskılayan mı, koruyan mı? Bilimi küçümseyen mi, bilgiyi yücelten mi? Farklı düşünene düşmanlık besleyen mi, farklılıklarla birlikte yaşamayı öğreten mi? İnanç insanın vicdanını güçlendirdiği ölçüde anlam taşır. İnanç üzerinden kurulan iktidar ise sürekli sorgulanmalıdır.
Çünkü devletin görevi insanların nasıl inanacağını belirlemekten önce, herkesin özgürce yaşayabileceği hukuk düzenini kurmaktır. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla korku, baskı ve ayrışma değildir. Türkiye’nin ihtiyacı akıl, bilim, hukuk, özgürlük, eşitlik, adalet ve insan onurudur.
Buzdağının üzerinde sevgi yazıyorsa, suyun altında nefret biriktirilmesine izin verilmemelidir. Çünkü toplumların geleceğini görünen birkaç sözcükten çok, görünmeyen değerler sistemi belirler. Artık buzdağının altında biriken korkuları eritmenin zamanı geldi. Bunun yolu daha fazla ayrışmadan; daha fazla hukuk, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla akıl ve daha fazla insan sevgisinden geçiyor.
Din insanı yaşatmak, vicdanı büyütmek ve ahlakı güçlendirmek için vardır. Din üzerinden kurulan baskıya karşı çıkmak ise inanca düşmanlık değil, insan onurunu savunmaktır. Türkiye’nin ihtiyacı tam olarak budur: İnancın özgürlüğü, aklın özgürlüğü, vicdanın özgürlüğü ve insanın özgürlüğü.

YORUM YAP

0 0 votes
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Eskiler
En Yeniler Beğenilenler
0
Would love your thoughts, please comment.x