Fidel Castro’nun ölüm yıl dönümünde Küba Devrimi yeniden gündeme geliyor. Castro bir devrim yaptı; Batista yönetimini devirdi ve Küba’da yeni bir rejim kurdu. Bunu inkâr etmek tarihsel gerçeklere haksızlık olur.
Ama asıl soru şudur:
Her iktidar değişikliği, her devrim aynı mıdır?
Bence değildir.
Çünkü tarih bize iki farklı anlayışı gösteriyor: İktidarı değiştirmek ve devlet kurmak.
Fidel Castro, 1959’da Batista yönetimini devirdi ve mevcut Küba devletinin siyasal düzenini köklü biçimde değiştirdi. Eğitim ve sağlık alanlarında önemli adımlar attı. Ancak zaman içinde tek parti yönetimi, siyasal özgürlüklerin sınırlanması ve ekonominin ağır biçimde devlet kontrolüne girmesi, Küba toplumunun önüne başka sorunlar çıkardı. Ülke uzun yıllar Sovyetler Birliği’nin ekonomik desteğine bağımlı kaldı.
Peki Atatürk?
Burada mesele çok daha farklıdır.
Mustafa Kemal Atatürk bir hükümeti devralıp onun koltuğuna oturmadı.
İşgal edilmiş, parçalanmış ve ekonomik olarak çökmüş bir ülkeden bağımsız bir devlet çıkardı.
Önce millet egemenliğini esas alan TBMM’yi kurdu. Kurtuluş Savaşı’nı yönetti. Saltanatı kaldırdı. Cumhuriyet’i ilan etti. Hukuk sistemini değiştirdi. Eğitimde birliği sağladı. Ekonomik bağımsızlık için sanayi ve kalkınma hamleleri başlattı. Kadınlara siyasal ve sosyal haklar kazandırdı.
Yani Atatürk’ün mücadelesinin hedefi yalnızca “kim yönetecek?” sorusu değildi.
Asıl soru şuydu:
“Bu millet nasıl bağımsız, çağdaş ve kendi ayakları üzerinde duran bir devlet olacak?”
İşte aradaki büyük fark burada.
Castro, iktidarı değiştirdi.
Atatürk, devletin temelini değiştirdi ve Cumhuriyet’i kurdu.
Bir başka önemli fark daha var.
Bir liderin başarısını yalnızca onu alkışlayan kalabalıkların büyüklüğüyle değil, ardında bıraktığı devletin gücüyle ölçmek gerekir.
Atatürk’ün ölümünden sonra kurduğu Cumhuriyet yaşamaya devam etti. Kurumları, ordusu, üniversiteleri, fabrikaları, demiryolları, hukuk sistemi ve devlet geleneği sonraki kuşaklara kaldı.
Bugün Atatürk’ü yalnızca bir “devrimci” olarak değerlendirmek bu nedenle eksik kalır.
O, aynı zamanda bir devlet kurucusudur.
Üstelik bunu zengin bir ülkenin başında yapmadı.
Yokluk içinde yaptı.
Savaşlardan çıkmış bir milletle yaptı.
Borç içinde, fabrikasız, sermayesiz, eğitim seviyesi son derece düşük bir toplumla yaptı.
Ve bütün bunların üzerine şu anlayışı koydu:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
İşte mesele tam da budur.
Devrim yapmak kolay olabilir; mevcut düzeni yıkabilirsiniz.
Ama asıl mesele, yıkılanın yerine özgür, bağımsız, güçlü ve kurumsal bir devlet inşa edebilmektir.
Bu yüzden Atatürk’ü Castro ile kıyaslarken yalnızca “ikisi de devrim yaptı” demek büyük resmi kaçırmaktır.
Biri iktidarı değiştirdi.
Diğeri bir milletin kaderini değiştirdi.
Ve tarih, aradaki farkı hâlâ bütün açıklığıyla gösteriyor.