Neredeyse her gün bir illegal yapılanmanın daha ortaya çıktığına şahit oluyoruz. Devleti dolandıranlar, vatandaşı sömürenler, gençlerimizi uyuşturucuyla zehirleyip kazanç sağlayan karteller… Bu yapıların en dikkat çekici ortak noktası ne, biliyor musunuz? Kullandıkları aparatları hep sanatçılardan, oyunculardan, şarkıcılardan ve sosyal medya ünlülerinden seçiyorlar. Bu bir tesadüf olamaz. Hangi taşı kaldırsanız altından bu sektörün insanları çıkıyor. İşte bu makale, ulusal televizyonlarda ve sosyal medyada sıkça karşılaştığımız “ünlüler uyuşturucu veya örgüt bağlantısıyla gözaltına alındı” haberlerinin toplumda yarattığı rahatsızlığı derinlemesine ele almak için kaleme alındı.
Son yıllarda Türkiye’de ünlüler arasında patlak veren uyuşturucu vakaları, toplumu gerçekten derinden sarstı. Artık bu, bireysel bir suç olmaktan çıkmış durumda. Sosyal psikolojimizi, iletişim dinamiklerimizi, hatta gençlerin rol model algısını etkileyen çok katmanlı bir mesele haline geldi. Medyaya yansıyan operasyonlar, buzdağının sadece görünen kısmı. Peki, ama bizi bu kadar rahatsız eden şey tam olarak ne?
Öncelikle şunu kabul edelim: Ünlülük hali, insanı olağanüstü bir baskı alanına sokuyor. Sürekli performans gösterme, popülerliği koruma, her an izlenme kaygısı… Bunların hepsi derin bir boşluk yaratıyor. Ve işte o boşlukta uyuşturucu, yanlış bir şekilde bir “kaçış yolu” olarak görülüyor. Üstelik sektörün içindeki bazı çevreler, bu maddeleri normalleştiren bir ortamı besliyor. Ama asıl çarpıcı etki, bu kişilerin sahip olduğu iletişim gücünde yatıyor.
Sosyal medya, takipçilerle samimi bir ilişki yanılsaması yaratıyor. Gençler bu ünlüleri rol model olarak benimsiyor. Bir ünlünün uyuşturucu kullandığının ortaya çıkması, maddenin “havalı” ya da “başarıyla bağdaşır” gibi yanlış çağrışımlarını güçlendiriyor. “O da kullanıyorsa belki o kadar da kötü değildir” gibi tehlikeli bir normalleşme süreci tetikleniyor. Maalesef medya da bu konuyu magazinsel bir dille sunarak odak noktasını uyuşturucunun yıkıcı etkilerinden ünlünün düşüş hikâyesine kaydırıyor. Bu da toplumsal farkındalık yerine dedikodu kültürünü besliyor.
Peki, bu kısır döngüyü nasıl kırabiliriz? Sadece cezai yaptırımların yeterli olmadığını biliyoruz. İlk adım olarak, eğlence sektöründe genç isimlere yönelik psikolojik dayanıklılık ve bağımlılık konularında zorunlu eğitim programları hayata geçirilmeli. İkinci olarak, medya çok daha sorumlu davranmalı; kullanılan maddenin bireye ve topluma verdiği zararı merkeze alan caydırıcı bir dil benimsemeli. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, toplum olarak “rol model” kavramını yeniden düşünmeliyiz. Popülerlik, bir kişiyi otomatik olarak örnek alınacak biri yapmaz. Aileler ve eğitimciler, gençlere eleştirel medya okuryazarlığı becerileri kazandırmalı.
Sinema, televizyon ve müzik gibi alanlara adım atan gençlerimiz, sanki görünmez bir el tarafından bağımlılıklara alet ediliyor. Üzülerek söylüyorum ki bu platformlarda yükselebilmenin, uyuşturucu gibi alışkanlıklara yatkın olmayı gerektirdiği izlenimi oluşuyor. Son yıllarda yaşanan her illegal olayın kökeninde oyuncular, şarkıcılar ve menajerler çıkıyor. Bunların bağlı oldukları ajanslar ve şirketlerle yurt içi ve yurt dışı tüm bağlantıları derinlemesine araştırılmalı. Türk Devleti’ni savaşla yenemeyecek düşmanların, bu bağlantılar üzerinden iş çevirdiğini düşünüyorum. Elbette azınlık olup “Ne Mutlu Türküm Diyene” felsefesine yürekten inanan vatandaşlarımızı bu değerlendirmenin dışında tutuyorum.
6 Şubat 2023 depreminde, bahsettiğim bu çevreler Türk Devleti’nin hiçbir kurumuna yardım yapılmaması için sosyal medyadan olumsuz mesajlar yaydı. “Devlet yok, Ahbap var” diyerek halkı Ahbap Derneği’ne yönlendirdiler ve devlete olan güveni dinamitlemeye çalıştılar. Ahbap’ın bugün geldiği nokta ortada. Aynı zümre, Gezi olaylarında da devlet aleyhine hareket etti. Sizin derdiniz gerçekten çiçek mi, böcek mi, park mı? Yoksa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yok etmek mi? Türk Devleti sabreder, her şeyi not eder ve zamanı geldiğinde yüzünüze bir şamar gibi patlatır. Unutmayın, biz iki yüzyıllık değil, binlerce yıllık bir devletiz.
Bu karanlık dünyanın içine girilmeli, ışıklar yakılmalı ve her şey apaçık ortaya çıkarılmalı. Gençlerimizin geleceği ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bekası için her türlü tedbir harekete geçirilmeli. Unutmayın, sessiz kalmak bu karanlığın büyümesine izin vermekle eşdeğerdir. Işık ancak konuyu anlayışla ve kararlılıkla konuşmakla yanar. Türk milleti, tarih boyunca karanlıkları aydınlığa çevirmeyi bilmiştir. Şimdi de aynı kararlılıkla bu kirli ellerin üzerine gitme zamanıdır. Vatanını en çok seven, bu mücadelede en önde olandır.
Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK