ÜST KLASMAN TEMSİLCİSİNDEN SUÇ DUYURUSU : TFF YARGIDA
Türk futbolunda bahis soruşturmaları aylarca gündemi meşgul etti. Hakemler, temsilciler ve futbolcular hakkında disiplin süreçleri işletildi, cezalar verildi, kamuoyunda sayısız tartışma yaşandı.
Ancak bu kez tartışma, disiplin kurullarının sınırlarını aşarak yargının önüne taşındı.
Üst Klasman Temsilcisi Serkan Sarıöz, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı, bazı Yönetim Kurulu üyeleri ile Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) ve Tahkim Kurulu üyeleri hakkında görevi kötüye kullanma ve disiplin süreçlerinde eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar yapıldığı iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Artık söz yargının. Ne var ki bu dosyanın ortaya çıkardığı sorular, yalnızca bir kişinin cezasını değil, Türk futbolunun yönetim anlayışını ilgilendiriyor. Yargı süreci elbette kendi hukukî mecrasında ilerleyecektir. Ancak bu dosyanın ortaya çıkardığı en önemli tartışma, Türk futbolunda adalet anlayışına duyulan güvenin neden bu noktaya geldiğidir. Çünkü bir federasyonun en büyük gücü verdiği cezalar değil, verdiği kararların adil olduğuna futbol kamuoyunun inanmasıdır.
Bugün tartışılan artık birkaç hakem, birkaç temsilci ya da birkaç futbolcu değildir.
Tartışılan, TFF’nin disiplin mekanizmasının herkese aynı ölçüyü uygulayıp uygulamadığıdır.
Futbol camiası uzun süredir aynı soruların cevabını arıyor: Aynı fiile neden farklı cezalar verildi? Bazı dosyalar neden hızla sonuçlandırılırken bazıları bekletildi? Bazı isimler neden hiç disiplin soruşturmasına dahil edilmedi? Ceza miktarları hangi objektif kriterlere göre belirlendi ve kararların gerekçeleri neden kamuoyunu tatmin edecek açıklıkta paylaşılmadı?
Suç duyurusunda da tam olarak bu hususlar sorgulanıyor. Aynı eylemi gerçekleştirdiği ileri sürülen kişiler arasında farklı yaptırımlar uygulandığı, bazı isimlerin disiplin soruşturmasına hiç dahil edilmediği ve süreçte hukuka aykırı uygulamalar bulunduğu iddia ediliyor.
Tam bu tartışmalar sürerken Tahkim Kurulu’nun son kararı da dikkat çekti.
Kurul, PFDK’nın Mert Hakan Yandaş hakkında verdiği 12 ay hak mahrumiyeti cezasını kaldırarak cezayı 6 aya indirdi.
Elbette Tahkim Kurulu’nun kararının hukuki gerekçesi vardır. Ancak bu karar, kamuoyundaki eşitlik tartışmalarını sona erdirmedi. Yasal bahis hesapları nedeniyle ağır disiplin yaptırımlarıyla karşılaşan hakem ve temsilci dosyaları hâlâ futbol kamuoyunun hafızasında.
Ekim ayında yapılan açıklamalar yalnızca devam eden bir disiplin sürecine ilişkin bilgilendirme değildi; aynı zamanda kamuoyu algısını şekillendiren güçlü mesajlar içeriyordu. Henüz disiplin süreçleri tamamlanmamış bazı isimler, kamuoyunda yasal bahis ile yasa dışı bahis, şike ve manipülasyon gibi birbirinden tamamen farklı hukuki kavramlarla aynı tartışmanın içinde anılmaya başladı. Bunun sonucunda bazı hakemlerin sezon boyunca görev alamadığı, mesleki itibarlarının zedelendiği ve kariyerlerinde telafisi güç sonuçlar doğduğu görüldü. Süreç sonunda bazı isimler hakkında disiplin cezası dahi verilmemiş olması ise, başlangıçta oluşturulan algının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini ortaya koydu.
Hukuk, birbirinden tamamen farklı fiilleri aynı kefeye koymaz. Yasal bahis hesabı bulunması ile yasa dışı bahis organizasyonuna katılmak, şike yapmak veya maç sonucunu manipüle etmek aynı hukuki kategoride değerlendirilemez. Bu ayrımın kamuoyu önünde yeterince ortaya konulamaması ise, henüz herhangi bir disiplin kararı verilmeden birçok kişinin ağır suçlamalarla özdeşleştirilmesine yol açtı.
Buna karşılık, federasyon yönetim kurulu üyeleri, bazı kurul başkan ve üyeleri ile kamuoyunda çeşitli iddialarla gündeme gelen kulüp yöneticileri hakkında neden aynı disiplin sürecinin işletilmediği ve neden aynı görünür disiplin refleksinin gösterilmediği yönündeki sorular giderek arttı.
İşte bugün tartışılan konu da tam olarak budur. Sorun yalnızca verilen cezalar değildir. Sorun, aynı olaylara farklı refleksler gösterilmesi, aynı ilkelerin herkese eşit uygulanmadığı yönündeki güçlü algıdır. Çünkü adalet, yalnızca güçsüz olana karşı sert davranmak değil; güçlü olana karşı da aynı hukuku tereddütsüz uygulayabilmektir.
Serkan Sarıöz’ün vekili tarafından Nesine’ye yapılan başvuru, kişisel verilerin korunması bakımından da ciddi sorular ortaya koyuyor. Başvuruda; bahis hesabına ilişkin banka bilgileri, hesap hareketleri ve diğer kişisel verilerin kullanıcının açık rızası olmaksızın TFF ile paylaşıldığı iddia ediliyor. Bu nedenle paylaşımın hukuki dayanağının açıklanması, TFF’nin veri talep yazısının paylaşılması, hangi verilerin hangi tarihte ve hangi yöntemle aktarıldığının bildirilmesi talep ediliyor.
Ancak burada cevabı beklenen daha temel bir soru var.
Bugüne kadar hiçbir Üst Klasman Temsilcisi hakkında adli bir soruşturma yürütülmemiş, herhangi bir temsilci hakkında savcılık tarafından ortaya konulmuş bir suç isnadı bulunmamışken; bahis şirketlerinden temsilcilere ait banka bilgileri, hesap hareketleri ve bahis kayıtları hangi hukuki gerekçeyle talep edildi? Temsilcilerden doğrudan beyan alınması mümkünken bu yöntemin tercih edilmesinin nedeni neydi?
TFF bu verileri hangi hukuki yetkiye dayanarak talep etti? Kullanıcılar bu veri paylaşımı konusunda açık biçimde bilgilendirildi mi?
Bu soruların cevabı yalnızca Serkan Sarıöz’ü değil, kişisel verileri işlenen herkesi ilgilendiriyor.
Hiçbir disiplin sistemi yalnızca verdiği cezalarla değil; delilleri hangi yöntemle topladığı, kişisel verileri hangi hukuki zeminde işlediği ve soruşturmaları ne ölçüde şeffaf yürüttüğüyle de değerlendirilir.
Dosyanın bir başka dikkat çekici yönü ise bilgi güvenliği tartışmaları oldu. Disiplin dosyasına ilişkin bilgi ve içeriklerin Trabzon’da yayın yapan yerel basında yer alması, disiplin sürecinin gizliliği konusunda yeni soru işaretleri doğurdu. Bu bilgilerin kamuoyuna nasıl ulaştığı ise bugüne kadar açıklığa kavuşturulmadı.
Kişisel verilerin hangi hukuki yetkiyle toplandığı, disiplin dosyalarına ait bilgilerin kamuoyuna nasıl yansıdığı ve benzer olaylara farklı cezalar verildiği yönündeki eleştiriler birlikte değerlendirildiğinde, tartışma artık tek tek dosyaları değil, TFF’nin adalet anlayışını ilgilendiriyor.
Çünkü adalet yalnızca doğru karar vermek değildir; aynı kuralları herkese eşit uygulamak, kişisel verileri hukuk içinde korumak ve yürütülen süreçlerin şeffaf olduğuna futbol kamuoyunu ikna edebilmektir.
Bir federasyonu güçlü kılan yalnızca verdiği cezalar değildir. Asıl güç; aynı hukuku herkese eşit uygulayabilmekte, kişisel verileri hukuk içinde koruyabilmekte, soruşturmaları gizlilik içinde yürütebilmekte ve makamına ya da unvanına bakmaksızın aynı cesareti gösterebilmektedir.
Türk futbolunun bugün en büyük sorunu yalnızca hakem performansı, kulüp rekabeti ya da disiplin dosyaları değildir. Asıl sorun, adalet duygusunun zedelenmesi ve kurumsal güvenin aşınmasıdır. Çünkü güvenin kaybolduğu yerde disiplin kararları tartışılır, karar vericiler sorgulanır ve kurumsal meşruiyet zedelenir. Adaletin kişiye göre değiştiği algısı oluştuğu anda kaybeden yalnızca bireyler değildir. O gün kaybeden, Türk futbolunun en değerli sermayesi olan güvendir.
Prof. Dr. Ömer DALMAN
Sadece bir kişinin değil haksızlığa uğrayan tüm paydaşların ortak sorunudur içinde bulunduğumuz durum. Aylardır yazdıklarınız hepimiz için onur mücadelesi olmalıdır.
Sayın hocam bu bilgileri temsilcilerin bilmesi mümkün değil, sadece kurul üyeleri detaylara hakimdir. Trabzon’da yerel basında bu bilgilerin açıklanmasında kurulun Trabzon bağlantısını sorgulamak gerekiyor. TFF mahkemelerden rol kapmak yerine kendi içindeki adaleti sağlasın. Temsilciler kurulu başkan vekili Ömer Demir bir yıl hak mahrumiyeti cezası almış ve bu ceza tahkim tarafından onaylanmasına rağmen TFF talimatlara aykırı olarak kendisine görev vermiştir.
Bir Kızıldereli Atasözü der ki “Sular yükselince, Balıklar karıncaları yer.. Sular çekilince de, karıncalar balıkları yer..” Allah CC Ayetlerinde çokça ”Sabır” dan bahsetmektedir. Şu an sabrediyoruz.Gün gelecek attığınız çamurda boğulacaksınız.