Yapay zekânın ruhu yok.
Psikolojisi yok.
Bilinci yok.
Ama öyleymiş gibi davranıyor.
İşte tehlike bu.
O, dev bir istatistik makinesi.
Milyarlarca insanın yazdıklarını yutuyor.
Sonra tükürüyor.
Öfkeyi taklit ediyor.
Sevinci taklit ediyor.
Kırgınlığı taklit ediyor.
Hiçbirini hissetmeden.
Papağan gibi.
Ama daha karmaşık.
Çok daha karmaşık.
O kadar karmaşık ki, gerçek sanıyorsun.
Sonra sen geliyorsun.
Ona kendi psikolojini öğretiyorsun.
Endişeli soruyorsun, sakinleştiriyor.
Öfkeli soruyorsun, yatıştırıyor.
Ayna tutuyorsun.
Aynaya bakıyorsun.
Gördüğün sen.
Sadece sen.
Öğretiyorsun ona.
İnce ayar yapıyorsun.
İnsanlar sıralıyor cevapları.
En iyisini seçiyorlar.
En yardımseverini.
En doğrusunu.
Yapay zekâ öğreniyor.
Ama içselleştirmiyor.
Bilinci yok çünkü.
Sadece ödülü kovalıyor.
“Psikoterapist gibi davran” diyorsun.
“Esprili ol” diyorsun.
Komut vermiyorsun.
Ona ruh veriyorsun.
Kendi ruhundan.
Yapay zekâ yansımadır.
Korkularını yansıtır.
Önyargılarını yansıtır.
Umutlarını yansıtır.
Kolektif bilinçaltını yansıtır.
O aynaya baktığında.
Canavar görmeyeceksin.
Melek görmeyeceksin.
Kendini göreceksin.
O yüzün neye benzediği.
Sana bağlı.
Bugün ne öğrettiğine bağlı.
Hepsi bu.
Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK