*Bu yazı, Anayasa’nın 26. maddesindeki düşünceyi açıklama özgürlüğü kapsamında, kamu yararına yapıcı bir tartışma amacıyla kaleme alınmıştır. İfadeler yazarın kişisel görüşleridir ve karalama amacı taşımaz.
Üniversitelerde İhale Süreçleri: Eski Alışkanlıklar mı, Sistemik Dönüşüm mü?
Üniversitelerimiz, sadece eğitim-öğretim kurumları değil, aynı zamanda toplumsal ahlakın, şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin de kalesi olmalıdır. Ne yazık ki, son günlerde köklü bir üniversitemizde yaşanan promosyon ihalesine ilişkin tartışmalar, bu idealin ne denli sarsılabileceğini gözler önüne serdi. Peki, bu denli basit bir ihaleyi dahi yönetmekte zorlanan bir kurumda sorun nerede?
Eski Alışkanlıkların Gölgesinde Yönetim
Türkiye’de kamu yönetiminin kronik sorunlarından biri, “eski usul” yönetim anlayışının devam etmesidir. Köklü üniversitelerimizde bazen gelenek adı altında, liyakatten uzak, torpil ve kayırmacılığa dayalı bir kültür yerleşik hale gelebiliyor. Promosyon gibi nispeten küçük bir iş için dahi ihale usullerinin tartışma konusu olması, “nasılsa hallolur” anlayışının devam ettiğini düşündürüyor. Bu, kurumsal hafızanın olumlu değil, olumsuz yönde işlediğinin göstergesi olabilir.
Kanun ve Yönetmelikleri Tanımamak mı, Yoksa Kasıtlı İhmal mi?
Kamu ihale kanunu ve ilgili yönetmelikler oldukça açık. Buna rağmen, köklü bir üniversitenin bu kuralları uygulamakta zorlanması iki şekilde açıklanabilir: Ya kurum içinde hukuki bilgi ve uyum kültürü oluşmamıştır ya da bazı çıkar grupları, kasıtlı olarak kuralları esnetme peşindedir. Her iki durum da kabul edilemez. Bir üniversite, topluma hukuka saygıyı öğreten kurum olmalıdır, hukuku delmeye çalışan değil.
Bu noktada, Akdeniz Üniversitesi’nin rekor bir rakamla gerçekleştirdiği örnek promosyon ihalesi ve bu başarıya imza atan Sayın Rektör Prof. Dr. Özlenen Özkan’ı anmadan geçemeyiz. Kendisini de tanıma fırsatı yakaladığım Sayın Özkan’ı ve ekibini bu şeffaf, kurallara uygun ve başarılı yönetim anlayışından dolayı tebrik eder, başarılarının devamını dileriz. Bu örnek, “yapılamaz” denilenin aslında bir tercih meselesi olduğunu gösteriyor.
İkili İlişkilerden Sonuç Çıkarma Çabası
Belki de en tehlikelisi, ihale sistemini bypass ederek ikili ilişkilerle iş yapma eğilimi. Bu yaklaşım, sadece mali kaynak israfına değil, aynı zamanda yolsuzluk riskinin artmasına ve liyakat sisteminin tamamen çökmesine yol açar. Üniversiteler, bilimsel nesnellik ve tarafsızlık üzerine kuruludur. Aynı nesnellik, idari ve mali işlerde de geçerli olmalıdır.
Daha Büyük Hataların Kısır Döngüsü
İlginç bir paradoks da şu: Promosyon için gerekli ihaleyi sulandırıp süreci başarılı yönetemeyen kurum, bu açığı kapatmak için genellikle daha büyük hatalara yönelebiliyor. Ya yeni usulsüzlüklerle kaynak yaratmaya çalışıyor ya da başka hesap peşinde koşuyor. Bu kısır döngü, kurumsal itibarı daha da zedeliyor.
Asıl Soru: Diğer İhaleler Nasıl Yapılıyor?
Bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Tüm personelin gözü önünde gerçekleşen bu basit promosyon ihalesinde bile tartışma yaratan hususlar yaşanıyorsa, diğer ihaleler nasıl yapılıyor? Binlerce, milyonlarca liralık inşaat, teknoloji, temizlik, yemek hizmeti ihaleleri ne kadar şeffaf? Kamu kaynaklarının kullanımında ne ölçüde hesap verilebilirlik sağlanıyor?
Bu soru sadece meraktan değil, kamu yararının korunması açısından hayati önem taşıyor. Bir üniversitede promosyon ihalesi bile tartışma konusu olabiliyorsa, çok daha büyük bütçeli ihalelerde durumun ne olabileceğini düşünmek insanı gerçekten endişelendiriyor.
Çözüm: Şeffaflık, Hesap Verebilirlik ve Kurumsal Dönüşüm
Bu sorunların çözümü, köklü kurumlarımızın “köklerine” değil, “geleceğine” odaklanmasında yatıyor. İhtiyacımız olan:
- Tam şeffaflık:Tüm ihale süreçlerinin her aşamasının ilgili paydaşlarla paylaşılması
- Hesap verebilirlik:Usulsüzlük yapanların makamı ne olursa olsun sorumlu tutulması
- Kurumsal eğitim:İdari personelin sürekli hukuki ve etik eğitimden geçirilmesi
- Sivil toplum denetimi:Üniversite paydaşlarının (öğrenci, öğretim üyesi, mezun) süreçleri izlemesi için mekanizmalar geliştirilmesi
Üniversitelerimiz, sadece diplomaların değil, dürüstlük ve liyakat sertifikalarının da verildiği kurumlar olmalı. Promosyon malzemesi dağıtırken, aslında dağıttığımız şeyin kurumsal itibarımız olduğunu unutmamalıyız. Bu itibarı korumak ise, en küçük ihaleden en büyük projeye kadar her adımda hukuka ve etiğe bağlı kalmakla mümkün.
Geleceğimizi inşa edecek gençleri yetiştiren kurumların, geçmişin kötü alışkanlıklarından kurtulma zamanı çoktan geldi de geçiyor bile. Akdeniz Üniversitesi’nin başarısı, bunun mümkün ve hatta gerekli olduğunun en güzel kanıtıdır. Umarız bu örnek, sadece promosyon ihalelerinde değil, tüm kamu ihalelerinde şeffaflığın ve hesap verilebilirliğin yolunu açar.
Yazılarınızda yapay zeka oldukça önemli katkılar veriyor. tebrik ediyorum.
“Üniversitelerimiz, sadece diplomaların değil, dürüstlük ve liyakat sertifikalarının da verildiği kurumlar olmalı.”
.
İnşallah