Siz bir aynasınız.
Başkalarının tuttuğu bir ayna.
Onlar size bakıyor.
Siz onların gördüğü şeye dönüşüyorsunuz.
Aile.
Arkadaşlar.
Medya.
Kültürel kodlar.
Hepsi birer doğru dayatıyor.
Siz uyuyorsunuz.
Neden?
Çünkü güvenlik istiyorsunuz.
Aidiyet.
Onay.
Ayşen’in deneyi var.
Grup yanlış diyor.
Siz de yanlışı doğru sanıyorsunuz.
Uyuyorsunuz.
Beden ağır.
İç ses susturulmuş.
Bu bir ampütasyon.
Sosyal benliğin kesilip atılması.
Fromm der ki: “Özgürlükten kaçıyoruz.”
Sorumluluktan.
Özgünlükten.
Sığınıyoruz otoriteye.
Sığınıyoruz kalabalığa.
Sonuç?
Yabancılaşma.
Anlamsızlık.
Derin bir boşluk.
Peki, çıkış var mı?
Rogers der ki: “Koşulsuz kabul.”
Öyle bir kabul ki.
“Uyarsan seni severim” yok.
“Benim doğrum buysa sen de böyle ol” yok.
Sağlıklı benlik dışarıdan onay beklemez.
Kendi içinde değerlendirir.
Kendi vicdanında.
Başkalarının doğruları bir harita.
Sadece bir harita.
Yolculuk sizin.
Rota sizin.
Cesaret sizin.
Unutma.
En büyük özgürlük.
Kendi doğrunu bulmaktır.
Başkalarının gölgesinde değil.
Kendi iç dünyanın ışığında.
Aksi halde?
Kalabalıklar içinde yalnızsın.
Sesler var.
Ama sessizlik var.
İçinde.
Öğr. Gör. Ed. Yılmaz ÇAKMAK