Silivri Cezaevi’nin duvarları yalnız bir siyasetçiyi kuşatmakla kalmıyor; Türkiye’nin hukuk, demokrasi ve siyasal rekabet ekseninde yürüttüğü büyük tartışmanın da tam merkezinde duruyor. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in öncülüğünde şekillenen siyaset ikliminde, Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden yaptığı son çıkış sıradan bir savunma metninden çok öte. O sözler; ülkenin adalet düzenine, siyaset zihniyetine ve demokrasi algısına yönelik topyekûn bir eleştiri.
143 ayrı suçlamanın yöneltildiği, binlerce sayfalık bir dosyanın birkaç saat içinde mercek altına alınmasının istenmesi, adil yargılama kavramıyla taban tabana zıt. İddiaların mesnedi var mı yok mu, buna karar verecek olan bağımsız mahkemelerdir; ancak savunma hakkının kısıtlandığı bir yerde hukuk devletinden söz edilemez. Adalet yalnız tecelli etmekle kalmamalı, toplumun vicdanında da karşılık bulmalıdır. Zaten duruşmaların canlı yayımlanması talebinin elinin tersiyle itilmesi de bu yüzden toplumsal kuşkuları körüklüyor. Deliller sağlamsa, iddialar tutarlıysa, milletin gözünün içine baka baka yürütülen bir yargılamadan kim, neden korkar? Demokrasinin can suyu şeffaflıktır.
İmamoğlu’nun parmak bastığı bir diğer kritik nokta dış politika. Dün hamasetle savunulan çizgilerin bugün sess sedasız terk edilmesi, devlet aklındaki öngörülebilirliği yerle bir ediyor. S-400 macerası, F-35 faciası, CAATSA yaptırımları ve şimdi mahcup bir şekilde yeniden aynı masaya oturma çabaları… Dış politikada tutarlılık sıfırlanmış durumda. Devletler elbette konjonktüre göre hamle yapar; ancak bu stratejik bir akıl mı, yoksa günü kurtarma refleksi mi, bunu sorgulamak her yurttaşın hakkı.
Bütün bu karanlık tablonun içinde İmamoğlu’nun gençlere uzanan eli ve yaptığı umut çağrısı son derece kıymetli. Korkuya teslim olmamayı, sabrı, öfke yerine kararlılığı ve kutuplaşma yerine ortak bir geleceği savunuyor. Tam da bu noktada, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in her fırsatta yinelediği “Ya bir yol bulacağız ya da bir yol yapacağız” cümlesi, içinde bulunduğumuz ortamda hayati bir misyon yükleniyor. Muhalefetin görevi sadece iktidarın hatalarını listelemek olamaz; millete güven veren, hukuku yeniden inşa edecek, ekonomiyi düzlüğe çıkaracak ve demokrasiyi taçlandıracak güçlü bir gelecek vizyonu sunmaktır.
Bugün Türkiye’nin tek bir çıkış yolu var. Yargının siyasallığın gölgesinden kurtulduğu, mahkemelerin yalnızca hukukun sesini dinlediği bir düzen. Unutulmasın ki bağımsız yargı sadece muhalefeti korumaz, iktidarın da güvencesidir. Hukukun olmadığı yerde hiç kimse güvende değildir. Cezaevlerinin siyasetin müzakere masası haline geldiği bir ülkede sistem iflas etmiş demektir.
Bu topraklar korku imparatorluklarını hak etmiyor. Gençlerin özgürce düşünebildiği, gazetecilerin korkusuzca soru sorduğu, siyasetçilerin adil şartlarda yarıştığı bir Türkiye hayal değil, zorunluluktur. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında vereceğimiz en büyük kavga, hukukun üstünlüğünün kavgasıdır. Kişiler gelir geçer, baki olan güçlü kurumlardır. Bugün aradığımız reçete kutuplaşma olamaz. Yeni Parti’nin de altını çizdiği gibi daha çok adalet, daha çok özgürlük ve eksiksiz bir demokrasidir. Türkiye’nin kaderini de sandıkta yankılanan irade ile hukukun sarsılmaz gücü tayin edecektir.