TFF TEMSİLCİLER KURULU’NDA GÜVEN KRİZİ: SIZINTILAR, TASFİYE İDDİALARI VE İTİBAR KAYBI
Yarın Riva’da TFF Temsilciler Kurulu’nun yeni sezon semineri başlıyor. Ama bu yılki toplantı, sezon hazırlıklarından çok son aylarda kurul etrafında yaşanan tartışmalar, bilgi sızıntısı iddiaları, disiplin süreçleri ve kurum içinde yaşanan güven bunalımı nedeniyle yakından takip ediliyor. Uzun yıllar kurumsal disiplini ve “sıfır hata” anlayışıyla örnek gösterilen kurul, bugün ciddi bir itibar sınavından geçiyor.
Temsilcilik, özünde liyakat, tarafsızlık ve güven üzerine kurulu bir görev. Ama kurul içinde yaşandığı ileri sürülen çekişmeler, atama süreçlerine ilişkin tartışmalar ve disiplin dosyalarına ait bilgilerin basına yansıması, işleyişe yönelik ciddi soru işaretleri doğuruyor.
En dikkat çekici konulardan biri, temsilcilerin kişisel verilerini ve sicil bilgilerini içeren disiplin dosyalarına ait bilgilerin Trabzon’da yayın yapan birden fazla yerel basın kuruluşunda yer alması oldu. Yine, gizli yürütülmesi gereken disiplin dosyalarına ait bilgi ve belgelerin bazı temsilcilerle paylaşıldığı yönündeki bilgiler de güven krizini daha da derinleştirdi. Disiplin süreçlerine ilişkin bilgi ve belgelerin hangi yetkiyle, hangi amaçla ve hangi usulle paylaşıldığı bugüne kadar açıklığa kavuşturulmadı. Bu, yalnızca gizlilik ilkesini değil, disiplin mekanizmasının tarafsızlığına duyulan güveni de ciddi biçimde zedeledi.
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun göreve geldikten sonra yaptığı açıklamalar, Türk futbolunda yıllardır konuşulan şike, maç manipülasyonu ve organize bahis yapılanmalarının üzerine kararlılıkla gidileceği yönünde güçlü bir beklenti oluşturmuştu. Özellikle 371 hakemin bahis hesabı bulunduğunu açıklaması, yalnızca bireysel hesapların değil, bu hesapların şike ve manipülasyonla olası bağlantılarının da araştırılacağı düşüncesini güçlendirdi.
Ama gelinen noktada ortaya çıkan tablo, bu beklentiyi karşılamadı. Çok sayıda hakem, gözlemci ve temsilci ağır disiplin yaptırımlarıyla karşı karşıya kalırken, şike veya maç manipülasyonuna ilişkin kapsamlı bir yapı ortaya konulamadı. Futbol kamuoyunda “Dağ fare doğurdu” değerlendirmeleri yaygınlaştı.
Beklenen, Türk futbolunda yıllardır konuşulan şike, maç manipülasyonu ve organize bahis iddialarının bütün yönleriyle aydınlatılmasıydı. Gelinen noktada ise geriye, büyük ölçüde hakem, gözlemci ve temsilciler üzerinde yoğunlaşan disiplin dosyaları kaldı. Bu, soruşturmanın Türk futbolunun yapısal sorunlarını ortaya koymakta yetersiz kaldığı yönündeki eleştirileri daha da güçlendirdi. Üstelik, disiplin yaptırımlarına konu edilen dosyaların şike veya maç manipülasyonu kapsamında bir adli soruşturmaya konu olmamış olması da dikkat çekici. TFF, disiplin sürecini bireysel talimat ihlalleri ekseninde yürütmüş, kamuoyunda beklenen kapsamlı şike ve manipülasyon soruşturmasını ise ortaya koy(a)mamıştır.
Asıl mesele ise disiplin sürecinin kimlere ve hangi ölçütlerle uygulandığında düğümleniyor.
TFF’nin yaptığı iş, göz boyamaktan başka bir şey değil. Ortada ciddi iddialar var ama bunların üzerine gidilmiyor. Yüzlerce hakem, gözlemci ve temsilci ceza alırken, asıl soruşturulması gerekenler hep gölgede kaldı. Federasyon adaleti sağlamak değil, sadece futbol kamuoyunu oyalamak istiyor.
MHK Başkanı, kamuoyuna bahis hesabı bulunduğunu açıklamasına rağmen herhangi bir disiplin soruşturmasına tabi tutulmadı. TFF Yönetim Kurulu üyeleri, bazı kurul üyeleri ve federasyon çalışanları hakkında benzer iddialar karşısında aynı kararlılığın gösterilmediği yönündeki eleştiriler giderek arttı. Spor camiası, TFF Yönetim Kurulu’ndaki bazı isimlerin de bahis hesaplarıyla ilişkili olduğu iddialarını konuşurken, bu kişiler hakkında herhangi bir disiplin soruşturması açılmamasını bir türlü anlamadı. TFF Başkanı’nın ‘371 hakemin bahis hesabı var’ açıklamasıyla başlattığı süreç, yönetim kurulu üyelerine gelince tıkandı. Haklı olarak soruluyor: Neden aynı kararlılık yönetim kurulu üyeleri için gösterilmiyor?
Kulüp yöneticileri ve kurul üyeleri için de aynı tablo geçerli. Haklarında ortaya atılan iddialar bulunmasına rağmen, ne PFDK’ya sevk edildiler ne de herhangi bir disiplin soruşturmasına tabi tutuldular. Bazı kurul üyelerinin bahis hesaplarıyla ilişkili olduğu iddialarının basına yansımasına rağmen hiçbir işlem yapılmaması, kulüp yöneticilerine ilişkin süreçlerin ise sürekli ertelenmesi, “çifte standart” olarak değerlendiriliyor. Disiplin mekanizması hakem ve temsilciler üzerinde yoğunlaşıp yönetici ve kurul üyelerine dokunmayınca, adaletin eşit dağıtılmadığı kanaati daha da güçleniyor.
Bunlarla da sınırlı değil. TFF Başkan Vekili Av. Fuat Göktaş’ın, Teknik Direktör Burak Yılmaz’ı arayarak “Bir tane Burak Yılmaz bahis oynamış” demesi, kurumsal bir federasyona yakışmadığı gibi, etik açıdan da tartışmaya açık. Bir insanın kariyerini hedef alan bu tür bir muamele, sıradan bir yönetim hatası değil, açık bir etik ihlal. Burak Yılmaz’ın sert tepkisinden 15 dakika sonra “Yanlış Burak Yılmaz’mış, Iğdır’da birisiymiş” diyerek geri adım atılması, olayın ciddiyetini daha da artırıyor. Fuat Göktaş’ın bu davranışı, mutlaka Etik Kurul tarafından incelenmeli ve gereği yapılmalıydı. Bir başkan vekilinin, bir teknik direktörü arayıp “bahis oynadın” demesi ve sonra “yanlış kişi” demesi, kurumsal bir federasyonun kabul edemeyeceği bir zafiyet. TFF’nin etik anlayışı varsa, bu olayın üzerine gitmesi gerekirdi. Ama gelinen noktada, bu konuda da sessiz kalındı.
Benzer şekilde, Temsilciler Kurulu Başkan Vekili Ömer Demir’in bazı temsilcilerden istifa dilekçesi istediği, bu dilekçelerin işleme alınmadığı ve temsilciler üzerinde baskı oluşturulduğu iddiaları da PFDK’ye sevk edilmesi gereken bir durum. Temsilciler Kurulu Başkan Vekili, görevini kötüye kullanarak temsilciler üzerinde baskı kurmuş, “istifa et” demiş ve bunu yaparken disiplin sürecini araçsallaştırmış. Bu, bir yöneticinin yetki sınırlarını fazlasıyla aştığını gösteriyor. Bu iddiaların ciddiyeti ortadayken, bu kişi hakkında ne Etik Kurul ne de PFDK süreci işletilmiştir.
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu göreve gelirken “Önce kendi evimizin önünü süpürüyoruz.” demişti. Futbol kamuoyunda oluşan kanaat ise bu söylemle uygulama arasındaki çelişkinin giderek derinleştiği yönünde. “Önce kendi evi değil, başkalarının evi süpürüldü.” eleştirileri, disiplin anlayışının inandırıcılığını tartışmaya açtı.
Bu noktada sormak gerekir: TFF yönetimi, kamuoyunda bu kadar çok soru işareti varken, liyakatsiz atamalar, etik ihlaller ve çifte standartlarla dolu bu tabloyu daha ne kadar savunabilecek? Bugüne kadar ortaya konan manzara, bu yönetimin Türk futbolunu temsil etme kabiliyetini ciddi biçimde tartışmaya açtı. Artık bu yönetimin bu çelişkili tabloyu düzeltme ihtimali bulunmuyor. Futbol kamuoyunun beklentisi, göz boyamaya ve seçici disipline son verilmesi, kurulların bağımsız ve liyakatli bir anlayışla yeniden yapılandırılması. Bunun için de mevcut yönetimin derhal istifa etmesi ve yerini Türk futbolunun itibarını yeniden inşa edebilecek bir anlayışa bırakması gerekiyor.
Bu çerçevede tartışmaların odağında ise Ömer Demir’in Temsilciler Kurulu Başkan Vekilliği’ne atanması yer alıyor. Geçmişte bir hakemin soyunma odasında alıkonulması olayı nedeniyle disiplin cezası alan İbrahim Hacıosmanoğlu bugün TFF Başkanı, aynı olayda disiplin cezası alan dönemin kulüp idarecisi Ömer Demir ise Temsilciler Kurulu Başkan Vekili olarak görev yapıyor. Türk futbolunda güveni yeniden tesis etme ve disiplin anlayışını hâkim kılma iddiasıyla göreve gelen bir yönetimin, geçmişinde disiplin cezası bulunan bir ismi bu kritik göreve getirmesi, kurumsal tutarlılığı ve disiplin anlayışının inandırıcılığını tartışmaya açtı.
Disiplin mekanizmasının meşruiyeti, yalnızca verilen cezaların ağırlığıyla değil, aynı kuralların yönetenler dâhil herkese eşit uygulanmasıyla sağlanır. Bu atama da futbol kamuoyunda oluşan “seçici disiplin” algısını daha da güçlendirdi.
Kurul içinde yaşandığı öne sürülen tasfiye iddiaları ise ayrı bir tartışma konusu. Servet Sarıkaya, Riva’daki toplantıya gitmesine rağmen güvenlik görevlileri tarafından “Emir var, sizi içeri alamayız.” denilerek kapıdan döndürüldü. Toplantının iptal edildiği söylenirken kendisine “Biz size haber veririz.” yanıtı verildi. Bu gelişme, temsilciler arasında “Kurul içinde bir tasfiye süreci mi yürütülüyor?” sorusunu gündeme taşıdı. Yaşananlar, yalnızca bir toplantıya katılımın engellenmesi olarak değil, kurul içinde farklı düşünen isimlerin sistematik biçimde dışlandığı yönündeki algıyı daha da güçlendirdi.
Benzer şekilde Haydar Özdemir, bir televizyon programında bahisle mücadele konusunda yaptığı ve kurul başkanının bilgisi dâhilinde olduğunu belirttiği açıklamalar nedeniyle önce Etik Kurul, ardından PFDK süreciyle karşı karşıya kaldı ve dört ay hak mahrumiyeti cezası aldı. Yerine Burhan Cuci’nin atanması da kurul içinde yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Bu süreç, disiplin mekanizmasının hangi ölçütlerle işletildiği ve benzer durumlarda herkese aynı yaklaşımın gösterilip gösterilmediği tartışmalarını daha da derinleştirdi.
Geçtiğimiz sezon Trabzon’da düzenlenen ara seminerde, kurulun tecrübeli bir üyesinin Başkan Vekili Ömer Demir için yaptığı “Sahip Çıkalım” çağrısı, o dönemde kurulun birlik ve itibarını koruma çabasının bir yansımasıydı. Bugün ise aynı kurulun güven krizi, baskı iddiaları ve kurumsal tartışmalarla anılması, o çağrının ne kadar sonuçsuz kaldığını gösteriyor. Asıl düşündürücü olan, temsilcilerin yöneticilerini kamuoyu önünde savunma ihtiyacı hissetmeleri değil; böyle bir savunmaya ihtiyaç duyulacak bir yönetim anlayışının ortaya çıkmış olması. Bir kurumun itibarı, yöneticilerini savunma kampanyalarıyla değil; adalet, liyakat ve şeffaflıkla korunur.
Tüm bu süreçte Temsilciler Kurulu Başkanı Şerafettin Bural’ın yönetim performansı da eleştirilerin odağında yer aldı. Temsilcilik kökeninden gelmemesi nedeniyle kurulun işleyişine, temsilcilik kültürüne ve yıllar içinde oluşan kurumsal teamüllere yeterince hâkim olamadığı yönündeki değerlendirmeler giderek güç kazandı. Bilgi sızıntıları, tasfiye iddiaları, disiplin süreçleri ve kurul içinde yaşanan güven bunalımı karşısında güçlü bir liderlik ortaya konulamadığı eleştirileri öne çıktı. Yaşanan krizlerin çözümünden çok günü kurtarmaya yönelik bir yönetim anlayışının benimsendiği yönündeki değerlendirmeler de bu eleştirileri besledi.
Belki de en çok düşündüren gelişmelerden biri, emekliye ayrılan temsilcilere yönelik tutum. Yıllardır yaş haddinden ayrılan temsilciler, sezon öncesi seminerlerine davet edilir; Türk futboluna verdikleri uzun yılların emeği Milli Takım forması ve plaketle onurlandırılırdı. Bu yıl ise, daha önce de köşemde değindiğim gibi, kurulun yönetim anlayışına yönelik eleştirileri nedeniyle yeni sezonda görev almayacağını açıklayan ve bu yıl yaş haddinden emekliye ayrılan bir temsilcinin davetinin iptal edildiği iddia edildi. Eğer bu iddia doğruysa, mesele yalnızca bir davetin iptal edilmesi değil. Bu, Türk futboluna yıllarını vermiş bir isme gösterilen kurumsal vefanın da sorgulanması. Kurumlar, kendilerine yıllarca emek veren insanları eleştirdikleri için dışlayarak değil, farklı görüşlere tahammül edebildikleri ölçüde saygınlık kazanır. Eleştiriyi cezalandıran anlayışlar, sadakati değil sessizliği ödüllendirir.
Yarın Riva’da gerçekleştirilecek seminer işte bu nedenle ayrı bir önem taşıyor. Spor camiası bu kez seminere kimlerin davet edildiğinden çok, davet kriterlerinin objektif olup olmadığını takip edecek. Temsilciler arasında geçmişte var olan kader birliği ve ekip ruhunun yerini bugün daha temkinli ilişkilerin aldığı ifade ediliyor.
Ancak yaşanan sorun yalnızca Temsilciler Kurulu ile sınırlı değil. Anayasa Mahkemesi’nin Tahkim Kurulu üyelerinin atanmasına ilişkin kanun hükmünü iptal etmesi, PFDK ve diğer kurulların yapısını da yeniden tartışmaya açtı. Önümüzdeki Mali Genel Kurul’da Tahkim Kurulu’nun yeniden oluşturulacak olması önemli bir fırsat. Bu değişim yalnızca Tahkim Kurulu ile sınırlı kalmamalı; PFDK, Temsilciler Kurulu ve diğer kurullar da liyakat, şeffaflık ve demokratik temsil ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmalı.
Asıl soru şudur: Güveni bu ölçüde zedelenmiş, ekip ruhunu büyük ölçüde kaybetmiş bir Temsilciler Kurulu yeniden eski saygınlığına kavuşabilecek mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak bugünkü tablo, güveni yeniden inşa etmenin sanıldığından çok daha zor olacağını ortaya koyuyor. Gerçek bir değişim; liyakat, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kuralların herkese eşit uygulanması ilkelerinin tartışmasız hayata geçirilmesiyle mümkün olabilir.
Belki de bugün Türk futbolunun en büyük sorunu yalnızca bahis, şike veya manipülasyon iddiaları değil. Asıl sorun, aynı kuralların herkese eşit uygulanacağına duyulan güvenin zedelenmiş olması. Kaybeden ise yalnızca Temsilciler Kurulu değil, Türk futbolunun tamamı. Çünkü güvenin olmadığı yerde ne disiplin yaşayabilir ne de adalet.
Prof. Dr. Ömer DALMAN
Ömer hocam bahsettihiniz TFF Temsilciler Kurulu Başkanvekili Ömer Demir 03.11.2015 tarihinde oynanan TRABZONSPOR A.Ş. – GAZİANTEPSPOR müsabakasında Hakemlerin soyunma odasında mahsur tutulması sonucu PFDK tarafından 1 yıl hak mahrumiyeti ve 200.000 TL para cezası almıştır. Ömer Demir’in PFDK’nın E.2015-2016/272 K.2020-2021/535 sayılı kararına10.12.2020 tarihinde yaptığı itirazı Tahkim kurulu görüşmüş ve oy çokluğu ile kararı onamış, itirazı reddetmiştir.
Buna rağmen bu vatandaş TFF Temsilciler Kurulunda görev almış olup halen dahi görevine Başkanvekili olarak devam etmektedir.Benim bildiğim kadarıyla Tahkim tarafından onaylanan bir kararın üzerinde hiç bir karar yoktur.Bu kararı Anayasa mahkemesi bile bozamadığı halde bunlar talimat kanun hiçbir şeyi takmıyorlar. Sanki kendi iş yerleri gibi bildiklerini okuyup kurumun talimat ve tüzüklerini takmıyorlar.
Temsilciler kurulu talimatının kurulun oluşturulmasını içeren 3. Maddesinin 1. Fıkrası B bendine göre Futbol Disiplin Talimatı uyarınca bir defada veya toplamda 3 ay ve daha fazla ceza almamış olmak demektedir. Fakat bu şahsın bir yıllık cezası olmasına rağmen Temsilciler kurulunda Başkan vekilliği yapmaktadır.
Ömer bey TFF temsilciler kurulu içerisinde 3 üyenin bahis oynadığı ve temsilciler gibi PDF K ya sevk edilmediklerini duyduk. Bu konu hakkında bilginiz varsa bize aydınlatırsanız memnun oluruz. Ayrıca çok güzel bir yaz olmuş kaleminize sağlık. Kralın çıplak olduğunu biz biliyorduk toplumda artık görmeye başladı.
Harika bir analiz, bu yazı bile TFF ve ilgili kurul hakkında işlem başlatılmasının gerekçesidir. Hala sessiz kalınma sürüyorsa, liyakatsizlik diz boyu demektir.
Emeğine kalemine sağlık hocam
Alkışlıyorum hocam
Ağzınıza sağlık hocam kitap gibi olmuş.
Seminer bitti. Tahmin ettiğiniz gibi… Herkes birbirinden kaçıyor. Ne varsa eskilerde var! Faydalı bir şey yok. ikram yok. çay yok sayılır!